22 Temmuz 2014 Salı

Prandelli'nin İlk Adımları


Galatasaray’da yine bir devir kapandı ve yeni bir sayfa açıldı, Galatasaray yönetimi de yine bu yeni açılan sayfayı tertemiz ve korunaklı tutmayı başaramadı.

Günler öncesinden Prandelli, Sabri ve Gökhan Zan’ı kadro dışında bıraktı. Bununla beraber Sercan gibi, Yiğit gibi, Engin gibi profesyonellikle, iş ahlakıyla hiç alakası olmayan adamları da affetme ihtimali bir doğurmadı.
Pradelli’nin gelişi bu açıdan bakınca da olumlu zira Mancini’nin kurduğu bazı temelleri de sil baştan yıkmak gerekmedi. Böyle Engin topçular hep bir önceki sezonda batırırlar ve yeni biri gelir, ona tekrar kendini kanıtlamaya çalışır ve yine takımın yıldızı olabilir. Fakat artık öyle yağma yok!
Prandelli kesinlikle Mancini’nin raporunun altına imzasını attı. Geçen sene Mancini’yi yarı yolda bırakanlar, onunla işine asılmayanlar gidip Rize’de de top mop oynamayıp Galatasaray’a tekrar gelip, kampta kendisini gösterip de yeniden affedilme imkânına sahip olmadılar. Çok da güzel oldu! Galatasaray babalarının çiftliği olmadığı için çok da güzel oldu. Sen Yiğit Gökoğlan’a 2.5 milyon Euro vereceksin ve o adam gelecek burada 2.5 ay her gece barlardan çıkmayacak. Kim ki Yiğit Gökoğlan? Engin Baytar kim? Sercan kim?

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

15 Temmuz 2014 Salı

TRT'nin Terim aşkı ve Sneijder nefreti!

Dünya Kupası bugün itibariyle bitiyor, Hollanda üçüncü oldu ve ben artık Dünya Kupası'nı yayımlayan TRT ile Sneijder arasındaki nefreti anlamlandırmak için bir yazı yazma gereği duyuyorum.
Öncelikle bu yazıda yazacaklarım, kanıtları olan gerçekler değil ve yanılıyor olabilirim. Kimseyi ispat edemediğim düşüncelerim üzerinden itham altına almak istemem. Fakat bu düşüncelerimi ve tahminlerimi de yazmak istiyorum artık.
Evvela 2010’dan beri Türk spor medyasının içinde olan biri olarak, kafası çalışan herkesin görebileceği gibi bizim medyanın nasıl işlediğini gördüm.  Ahbap-çavuş ilişkisi tavan yapmış durumda ve herkes, iş dışındaki samimiyetine göre insanları eleştiriyor veya eleştiremiyor.
Misal bazı yorumcular, spikerler, sunucular, muhabirler vs sosyal hayatında da haşır neşir olduğu yerli futbolcuların bazılarını el üstünde tutarken, genelde muhatap alınmadığı için yabancı oyuncuları kolaylıkla eleştirebiliyorlar.
Buna rağmen de bu yerli yancısı medyada “yabancı hayranlığı” diye bir terim uyduruldu. Deniyor ki, “Türk futbolseveri yabancı hayranı” peki nasıl olmasın?
Türk futbolcularının 2002 Dünya Kupası 3.’lüğü ve 2008’de Avrupa Şampiyonası yarı finali dışında bir başarısı mı var? Bireysel başarıları, istikrarları var mı? Kaçı kendisini geliştirebiliyor? Kaçı yurt dışına büyük takımlara transfer olabiliyor. Gelen yabancı oyunculara bakın peki? Hagi’ler, Alex’ler, Sneijder’ler, Lugano’lar, Melo’lar Anadolu’da Gekas’lar, Hleb’ler. Tabi az para verelim deyip, faydasız ve kalitesiz bir sürü yabancı da alınıyor ama onlar da kulüp yönetimlerinin beceriksizliği. İlla ki aldığı paranın hakkını vermeyen yabancılar da olacaktır fakat burada genelleme yapıyoruz. Bakın kulüplere... Takımların yıldızları genelde yabancı… Sonra taraftar neden yabancıları seviyor diye hayıflanıp, “yabancı hayranlığı” diye bir laf uyduruyorlar. Bunu uyduranlar, yabancı yıldızların maaşlarını kıskanan, kariyeri olmayan yerli isimlerdi. “Biz şu kadar sene emek verdik, Sneijder’in yarısı kadar kazanıyoruz” kafasındakilerdi. İyi de senin kariyerin nere, Sneijder’in nere? Bu “yabancı hayranlığı” türküsünü yerli oyunculardan sonra yerli teknik adamlar da seslendirmeye başladı. Ardından televizyonlarda ahbapları yorumcular, spikerler, hakem eskileri vs de…
Tabi televizyonda her duyduğuna inanan, araştırmaya üşenmekte bir numara olan, yorumlamayı ve düşünmeyi sevmeyen insanlar da kolayca ısındı bu fikre… Bakın basın-medya her şeydir! Günümüz Türkiye’sinde bunu çok iyi görüyoruz. Gücü elinde bulunduranlar kendileri hakkındaki eleştirileri ana akım medyada yayımlattırmazlar! Ancak böyle bizim gibi çok okunmayan o yüzden çok da tehdit oluşturmayan genç insanlar yazabilirler. Sosyal medyada, orada burada… Sonra güç sahipleri ellerinden geldiği kadar bunları da kapattırmaya çalışırlar vs.
Geçmiş yazılarımda hep yazdım. Sporcuların, sanatçıların, topluma mal olmuş kişilerin muhalif olmaları gerekir. Gücün yalakası olmak yerine gücün eksikliklerini söyleyebilmeleri gerekir. Toplumlar böyle gelişir. Dün bir arkadaş paylaşmış 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Zerrin Özer, Bülent Ersoy falan röportaj vermişler. Kenan Evren’in yanında olduklarını, TSK’nın ülke yönetimini ele geçirmesini mutlulukla karşıladıklarını bildirmişler. Aynı isimler bugün de Tayyip Erdoğan’ın yanındalar, her devre bukalemun gibi adapte olabilmeleri takdire şayan.
Futbola dönelim… Sporumuz da farklı değil. Türk futbolunun son 15-20 yılının en güçlü figürü açık ara Fatih Terim’dir. Başarılarıyla bu güçlü figürü kazanmayı sonuna kadar hak etmiş biri olduğuna inanıyorum. Tabi toplum karakterimiz dolayısıyla bu güce yanaşan, eteğini öpmek isteyen de bir çok spor çalışanı oldu bu süre zarfında…

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Prandelli'den Derwall olur mu?

Prandelli Galatasaray’a imza attıktan sonra her zaman yaptığım gibi, yazı yazmadan önce kendisi hakkında yazılan yazıları okumaya çalıştım... Öncelikle Avrupa basını oldukça şaşkın! Daha geçen sene PSG’nin önerdiği harika bir sözleşmeyi reddeden Prandelli, son iki senede Tottenham ve Monaco’nun da aralarında olduğu birçok devrim niyetli kulüple anlaşmak yerine prensipleri doğrultusunda hareket etti.
Bu İtalyanlara boşuna sinyor' 'asil' ve 'karizmatik' gibi sıfatlarla hitap etmiyoruz. Amacımız romantik görünmek ya da yabancı hayranlığı değil. Amacımız bizde olmayan karakteri, başkalarında görünce takdir etmek!

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

3 Temmuz 2014 Perşembe

Kış Uykusu - Nuri Bilge Ceylan


Film öncesi KFC. Reklamlarda kemiksiz menü ağzımı sulandırmıştı ama Xtreme çok daha mükemmel. Hala KFC'nin en iyi menüsü açık ara Xtreme.

Sonra film. 20.30 seansına girdim 00.10'da filmden çıktım. Prime time'da izlenmeli kesinlikle. Ancak çok yoğun bir konsantrasyon gerektiriyor. Filmden çıktıktan sonra 1 saat başım ağrıdı. Baktım olmuyor ağrı kesici içip uyudum.

Tam bir kış filmi olmasına rağmen Temmuz sıcağında izleyince, bu kadar yoğun konsantrasyonla beraber baş ağrısı yapıyor.

Tabi, kışa evde TV'de izleriz diye ertelemeyin. Adamın olayı görüntü. Dev ekranda sinemada izleyin. TV hakkınız veremez Nuri Bilge'nin.

Film boyunca Victor Hügo'nun Sefiller'ine, Dostoyevski'nin Budala'sına, Suç ve Ceza'sına gittim geldim. O kült romanlardan fikirler ve/veya sahneler vardı.

Gelelim spoiler bölümüne

Tek beğenmediğim konu, o kadar uzun diyalogların olduğu sahnelerde kimse takılmıyor, şaşırmıyor herkes spiker gibi döktürüyor. 3-4 cümle art arda hatasız söylüyorlar. Halbuki ne kadar kitap okursanız okuyun, ne kadar kültürlü olursanız olun, hatta isterseniz spiker, sunucu falan olun yine de böyle felsefi konuşmalar kitaptan okuyormuş gibi olamaz.

Haluk Bilginer'in ablasıyla konuştuğu sahneler çok güzel ancak film izlediğinizi hatırlatıyor size zira konuşmalarda kusur yok. Herkes böyle uzun uzun fikirlerini açıklarken ara ara "hımm, yani, bak şimdi, eeee, ıııı gibi duraksamalar yaşar. Arada "bak anlatabiliyor muyum" "aslında şöyle" vs vs der. Filmde bu sahnelerde ise cümlelerin ezberden okunduğu çok belli oluyordu. Araya böyle duraksama kelimeleri kondurulmalıydı. Gerçekçiliğe bu kadar özen gösteren birinin buna dikkat etmemesi nazar boncuğu olmuş.

Filmi izleyen bir arkadaşım, objektif yorumlar edinebilmek için gitmiş İngiliz forumlarda yorumları okumuş. Yorumlarda hep hayranlık var diyor. Hele biri, Nuri Bilge Ceylan için "Sinemanın Dostoyevski'si" yorumu yapmış.

Gerçekten karakterleri bu kadar derinlemesine yorumlaması mükemmel.

Zaten atın yakalanma sahnesi, Suç ve Ceza'da ata işkence edilen sahneye benziyor.
Paraları yakma sahnesi de Budala'da çok iyi anlatılmıştı.
"Kötülüğe izin verseniz, kötülük yapan utanıp bu yaptığından vazgeçer mi?" düşüncesi de Sefiller'den. Şamdanları çalan Jean Valjean'ı hatırlatıyor hemen.

Çok dolu bir film. Yalnız izlemenizi tavsiye ederim. Benim sevdiğim tarzda... Kısacası kesinlikle öneriyorum.

Mourinho gelse başarısızlığı başarırlar

Uzun zamandır Galatasaray hakkında yazamadım. Birçok kişiden, "Şu geliyormuş sence nasıl?" "Bunu diyorlar sizin görüşünüz nedir?" gibi sorular aldım ama her biri suya yazı yazmak olacağından, yazma düşüncemi erteledim.
İyi de etmişim. Zira hala hiç biri gelemedi. Öyle bir kaos, öyle bir şuursuzluk hakim ki, yarın ne olacağını bence Ünal Aysal bile bilmiyor. Gerçekten çok komik...
Bakın bu komikliklerin yarısını unutacağım ama son bir aydır aklımda kalanları alt alta yazayım.
Lig bitti, Lucescu birçok basın mensubuna Galatasaray'a gelebileceğiyle ilgili açıklamalar yaptı. Galatasaray durdu durdu, Lucescu yeni sözleşme imzaladıktan 2 gün sonra Mancini ile yollarını ayırdı. Sonra Lucescu'ya gittiler. "Eee hadi gel bakalım mübarek" dediler. Lucescu da "İyi de ben sizi bir aydır bekliyorum, baktım ses seda yok, sözleşme imzaladım, başkan izin vermezse gelemem" dedi. Sonra başkana sordular, Shakhtar başkanı da aptal bir adam değil. "Hiç bir yere gidemez Lucescu" dedi ve adam kulübünde kaldı. Tam olarak Lucescu için Mancini'yi gönderip, hocasız kalındı. Büyük amatörlük bu tabi, ama meğer sadece amatörlük pastasının çileğinden ibaretmiş. Böyle başladı amatörlükler komedyası.

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ...

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Önder Özen'in İcraatı?


Önder Özen 1 Temmuz 2014 günü, yani yeni sezonun başı itibariyle, önemli bir basın toplantısı düzenledi. Bugün de son derece kendisinden emin, güzel konuşan, vaatleri heyecanlandıran, gözdağı vermesi gereken kişilere gözdağı veren biri görünümündeydi. Çoğunluğu genç isimlerden oluşan futbolcularına, menajerleri üzerinden ve Biliç’e de teknik ekibi üzerinden gözdağı verdi. “Bunlara karışabilmek, yaptırım uygulayabilmek elimde değil, zira ben de antrenörlük yaparken işime karışılmasından hiç hoşlanmazdım” demek istedi.
Genç oyuncular gelişmiyorsa, beklenen işleri yapamıyorsa (Frei’nin kanadı kullanamaması, Oğuzhan’ın rakip kaleye yakın oynayamaması bu konulardan iki örnek) yapılması adına Biliç’e öneri antrenörüm oldu ama kabul etmedi dedi ve bence gizli kalması gereken bir konuyu açarak bombayı Biliç’in eline de bıraktı. ‘Eğer Frei ve Oğuzhan seneye de gelişmezse suçlu Biliç ve bana göre yetersiz olan teknik ekibiydi’ dedi aslında açık açık. Sırf bu açıklamalardan sonra bende gergin ve baskı altında bir Özen görüntüsü belirdi, zira bu açıklamaların bazıları gizli kalmalıydı. Eğer eleştiri oklarını bizzat siz, Biliç ve ekibine çeviriyorsanız, Biliç'i getiren kişi olarak, kendiniz de o okların hedefindesiniz demektir.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ