15 Aralık 2014 Pazartesi

Hocaya İnanan ve İnanmayan Oyuncular

Konyaspor maçı sonrası yazdığım makale çok uzun sürdüğü için bu konuyu ayrı bir yazıda irdelemek istedim.
Bir önceki yazımda, Galatasaray'ın Balıkesirspor maçındaki bariz teknik direktör hatalarına değinmiştim. O maç ve kısa süre sonra Londra'da oynanan Arsenal maçının ardından Galatasaray oyuncularının Teknik Direktörlerine karşı olan inançlarının yerle bir olduğu görünüyor.
Bunu şuradan anlayabiliriz. Prandelli takıma geç katıldı, ilk başlarda herkesle dialogu çok iyiydi. Hazırlık kampları geç yapıldı, yeterli sayıda hazırlık maçı oynanamadı ve sürekli koşu idmanları yapıldı.
Sezon başında Burak Yılmaz, "Hiç olmadığı kadar çok çalıştık, sürekli koştuk fakat bunu sahaya yansıtmakta zorlanıyoruz" demişti.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

"Okula mı Gidiyoruz?"

Bu sezon, izlediğim en inanılmaz maç Balıkesir – Galatasaray maçıydı. Sadece bu sezon da değil, uzun yıllardır bu kadar inanılmaz bir maç izlememiştim. Galatasaray onlarca kenar orta kesip, 90 dakika rakip yarı alanda oynadığı maçta doğru düzgün pozisyona girmeyi becerememişti. Hadi bunu yetersiz rakip analize, hatalı oyuncu tercihlerine ve oyuncuların nedense motivasyonsuz oluşuna bağlayabiliriz… Fakat, değil 90 dakika, maç ertesi sabaha kadar oynansa kendi yarı alanını geçmekte zorlanacak Balıkesirspor’un hiç yoktan 2 gol atması gerçekten inanılmaz, akıl mantıkla açıklanamaz bir durumdu. Prandelli maç boyu ceza alanına 79 kez top gönderen takımında en uçta kalabalık arasında ezilen ve yere sağlam basamayan Burak’ı kullanarak bu 79 ortayı heba eden, çok kötü bir teknik direktörlük performansı sergilemişti. Üstelik karambolleri çok iyi değerlendiren, sırtı dönük top alabilen, tek vuruşu çok iyi yapabilen Pandev o haftalarda Eskişehirspor’a karşı da, Anderlecht’e karşı da oynuyordu ve en oynaması gereken maçta 80 dakika boyunca kenarda yedek beklemişti. O maç zaten oyun stiline hiç uygun olmayan bir oyunu oynamak zorunda kalan Burak da nedense ekstra isteksiz oynamış ve tüm bu hatalarla birlikte, Chedjou’nun da savunmadaki büyük hataları Balıkesir’e inanılması güç bir galibiyet getirmişti.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

11 Aralık 2014 Perşembe

Arsenal Akhisar Değil

Akhisar maçı yazımı bitirirken “Hamza hoca Arsenal maçına aynı oyuncu grubunu tercih etse bile (iyi oynayan oyuncularını kesmemek için) bu 4-2-4 benzeri sistemi tercih etmemeli” demiştim. Zira bunun çift forvet tek forvetle de alakası yok.
Sneijder sol önde oynayınca dönen, rakip beki kovalayan bir oyuncu değil, Bruma da sağ önde oynayınca dönen rakip beki kontrol eden oyuncu değil. Böyle olunca ne oluyor? Takım topu kaybettiğinde ortasaha ve hücumda oynayan toplam 6 oyuncudan sadece 2’si savunma yapabiliyor. Bunlar da ya Emre gibi çok yumuşak bir oyuncu ya da Melo gibi çok yavaş bir oyuncu olunca, Arsenal kaleye akın akın geliyor.
Tarık’ın önünde kimse yok. Podolski Arsenal sol bekini de alıp Tarık’ı ikiye bir ezip geçiyorlar. Telles de aynı şekilde diğer kanatta eziliyor.
Siz rakibinizden çok üstün bir kulüp olsanız bunu önlersiniz. Nasıl mı? Savunma çizginizi öne çıkararak. Yani benim oyuncularım 4 kişi önde basacak (Sneijder, Burak, Umut, Bruma) Arkada da her yere basın adam kovalayabilecek bir defansif ortasaham olmayacak. O zaman ben ne yapabilirim? Git-gel yapabilen dayanıklılığı çok yüksek birinci sınıf beklere sahip olurum. Üstüne çok süratli stoperlere sahip olurum ve önde basarım rakibi boğarım… Yani Real Madrid bunu bu sistemde yapabilir. Ramos’lar, Marcelo’lar ile olabilir. Fakat Semih-Hakan Balta ikilisiyle önde basamazsınız. Tarık ve Telles’le de git gel yapamazsınız.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

8 Aralık 2014 Pazartesi

Motivasyon


Türkçe'deki karşılığı 'gaz vermek' olarak algılanan ve fazlasıyla küçük görülen 'motivasyon' işinin takım sporlarının %70'i, 80'i olduğuna inanıyorum. 
O yüzden 1-2 hafta önce, Twitter'da yerli teknik direktörler hakkında fikirlerimi yazarken şöyle demiştim. "Türkiye'nin açık ara en iyi teknik direktörü Fatih Terim çünkü o isteyen, aç oyuncuları motive etmeyi çok iyi biliyor"
Bakın bu dünyanın her yerinde geçerli ama her adam, her kültürde aynı etkiyi bırakamaz.
Fatih Terim aç oyuncuları, kazanmak isteyen adamları motive etme konusunda uzmandır ama kazanmış oyuncuları, kazanmayı alışkanlık haline getirmiş oyuncuların egosunu yönetmekte sorunlar yaşar. Nereden mi biliyorum? Pirlo söylüyor... 

21 Kasım 2014 Cuma

Galatasaray'ın sistemi ne olmalı?


2000-2010 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde futbol hiç olmadığı kadar gelişim gösterdi ve bu büyük gelişim 2010’lu yıllarda da devam ediyor. Öncelikle 2000’lerin başından, Rijkaard daha iyisini yaratana kadar yani 2006-2007 yıllarına kadar Ancelotti ile Milan ve Thomas Schaaf ile Werder Bremen bir sistem üstünlüğü yarattılar.
Ancelotti ve Schaaf Dönemleri…
Bu iki hoca futbolda ‘merkez’den oynamanın’ kanatlardan oynamaktan daha önemli olduğunu gördüler ve ortasaha göbeğini çok kişiyle kazanarak birçok maçta rakiplerine hükmettiler. Bu sistemin dizilişi 4-1-2-1-2 veya  4-1-3-1-1 veya  türevleri oluyordu. Sistemin ana gerekleri ise çok yaratıcı ve kaliteli bir ofansif ortasahaya ve hücum gücü çok yüksek, teknik ve sürati olan bek oyuncularına sahip olmaktı.
Werder Bremen kısıtlı bütçesine rağmen Bundesliga Şampiyonluğunu ve Milan da kaliteli kadrosuyla 2003 ve 2007’de Şampiyonlar Ligi’ni 2004’te de Serie A’yı bu sistem üstünlüğü ile kazandı.

9 Kasım 2014 Pazar

Daha 'generalist' Galatasaray

Generalist: Genelci... Tek bir işi mükemmel seviyesinde yapmayan ama her işi ortalamanın üzerinde yapabilen kişi.
Specialist: Özelci... Belirli bir alanda işinde uzman olan ve o işi herkesten iyi bilen kişi.
Sanırım yabancılar bu iki kelimeyi genellikle eğitim alanında kullanıyor. Misal bir doktor generalist iken bir beyin cerrahı uzmanı specialist oluyor.
Ünlü İngiliz spor yazarı Jonathan Wilson ise bir fark yaratmış ve bu terimleri 'İnverting the Pyramid' adlı kitabında futbol takımlarının oyun yapılarına göre incelemişti.
Öncelikle şunu söylemem gerekir. Kadro eşittir dengedir. Bir kanatta içe kat eden ve hücumu yöneten Messi oynarken diğer kanatta uzun boyu ve süratiyle gol koşuları yapan ve topu sadece son vuruş anında ayağına alan bir Henry'nin olması dengedir. Yine keza bir tarafta Abidal gibi bir stoper bek oynarken diğer kanatta Alves gibi bir bekin oynaması bir dengedir. O yüzden mesela geçtiğimiz günlerde twittera "Sol kanatta Sniejder, sağ kanatta Kuyt'ın olduğu bir takım düşünsenize... Şampiyon olamamanız için ortasahada Mustafa Sarp'ın falan oynaması lazım" yazmıştım.
Zira öyle bir hücum ikilisi ki, Kuyt'ın yapamadığı her şeyi Sneijder, Sneijder'in yapamadığı her şeyi Kuyt yapabiliyor. Ziyadesiyle birbirlerini dengelemiş oluyorlar.
İşte Jonathan Wilson da kitabında dengeyi bulmak için yapılabilecek iki tercihten bahsetmiş.
Ya 'Generalist' bir takım kuracaksın. Ya da 'Specialist' oyuncularını taşıyacaksın.
Ne demek bu? Önce ikincisini açayım...

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ