21 Kasım 2014 Cuma

Galatasaray'ın sistemi ne olmalı?


2000-2010 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde futbol hiç olmadığı kadar gelişim gösterdi ve bu büyük gelişim 2010’lu yıllarda da devam ediyor. Öncelikle 2000’lerin başından, Rijkaard daha iyisini yaratana kadar yani 2006-2007 yıllarına kadar Ancelotti ile Milan ve Thomas Schaaf ile Werder Bremen bir sistem üstünlüğü yarattılar.
Ancelotti ve Schaaf Dönemleri…
Bu iki hoca futbolda ‘merkez’den oynamanın’ kanatlardan oynamaktan daha önemli olduğunu gördüler ve ortasaha göbeğini çok kişiyle kazanarak birçok maçta rakiplerine hükmettiler. Bu sistemin dizilişi 4-1-2-1-2 veya  4-1-3-1-1 veya  türevleri oluyordu. Sistemin ana gerekleri ise çok yaratıcı ve kaliteli bir ofansif ortasahaya ve hücum gücü çok yüksek, teknik ve sürati olan bek oyuncularına sahip olmaktı.
Werder Bremen kısıtlı bütçesine rağmen Bundesliga Şampiyonluğunu ve Milan da kaliteli kadrosuyla 2003 ve 2007’de Şampiyonlar Ligi’ni 2004’te de Serie A’yı bu sistem üstünlüğü ile kazandı.

9 Kasım 2014 Pazar

Daha 'generalist' Galatasaray

Generalist: Genelci... Tek bir işi mükemmel seviyesinde yapmayan ama her işi ortalamanın üzerinde yapabilen kişi.
Specialist: Özelci... Belirli bir alanda işinde uzman olan ve o işi herkesten iyi bilen kişi.
Sanırım yabancılar bu iki kelimeyi genellikle eğitim alanında kullanıyor. Misal bir doktor generalist iken bir beyin cerrahı uzmanı specialist oluyor.
Ünlü İngiliz spor yazarı Jonathan Wilson ise bir fark yaratmış ve bu terimleri 'İnverting the Pyramid' adlı kitabında futbol takımlarının oyun yapılarına göre incelemişti.
Öncelikle şunu söylemem gerekir. Kadro eşittir dengedir. Bir kanatta içe kat eden ve hücumu yöneten Messi oynarken diğer kanatta uzun boyu ve süratiyle gol koşuları yapan ve topu sadece son vuruş anında ayağına alan bir Henry'nin olması dengedir. Yine keza bir tarafta Abidal gibi bir stoper bek oynarken diğer kanatta Alves gibi bir bekin oynaması bir dengedir. O yüzden mesela geçtiğimiz günlerde twittera "Sol kanatta Sniejder, sağ kanatta Kuyt'ın olduğu bir takım düşünsenize... Şampiyon olamamanız için ortasahada Mustafa Sarp'ın falan oynaması lazım" yazmıştım.
Zira öyle bir hücum ikilisi ki, Kuyt'ın yapamadığı her şeyi Sneijder, Sneijder'in yapamadığı her şeyi Kuyt yapabiliyor. Ziyadesiyle birbirlerini dengelemiş oluyorlar.
İşte Jonathan Wilson da kitabında dengeyi bulmak için yapılabilecek iki tercihten bahsetmiş.
Ya 'Generalist' bir takım kuracaksın. Ya da 'Specialist' oyuncularını taşıyacaksın.
Ne demek bu? Önce ikincisini açayım...

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ 

7 Kasım 2014 Cuma

Kral Vizyonsuzmuş!


Futbol dahil, tüm takım sporlarının genlerinde motivasyon yatıyor. Yaptığın işten mutlu olmak, kendine inanmak, moralinin yüksek olması seni yaptığın sporda bazen iki üç basamak ileri çıkarabiliyor.
Yabancılar o yüzden formda takımlar için “fire” misal “Galatasaray yanıyor” gibi başlıklar atmayı severler. Beşiktaş’ı sezon başında böyle görmüştük. Futbolcular kendilerine o kadar inanıyordu ve sezon başında o kadar iyi çalışmışlardı ki kalite olarak Beşiktaş’ın çok üstünde bir takım olan Arsenal’a kafa tutabilmişlerdir.
Tabii ki ‘lig uzun maraton’ ve tüm kazanma serileri bir şekilde son bulur. Sakatlıklar, cezalılar, yorgunluklar ve bireysel yetersizlikler bu serileri sonlandıran şeylerdendir. ‘Kalite’ bu serileri tekrar yaratmak ve sonlandığında korkup kaçacak delik aramamak için vardır. Fenerbahçe son yıllarda sürekli kaoslar, olmadık mağlubiyetler yaşamasına rağmen bir sonraki hafta tekrar galip gelebiliyorsa bu elindeki kadronun kalitesinden ve tecrübesindendir. Beşiktaş’ın ise müthiş seriler yakalayıp birden yerle bir olması da yine bu güne kadar oluşturulamayan zengin ve kaliteli kadro eksiği yüzündendir…

27 Ekim 2014 Pazartesi

Son!

Öncelikle Kayseri Erciyesspor maçından sonra yazdığım yazıda “Bazen kazanırsın ama aslında kaybedersin” vurgusu yapmıştım. Bunun açıklaması da “Galatasaray kazandı ama kendi doğrularından vazgeçti” demekti.
Dortmund maçından sonra yazı yazma gereği duymadım. Neden yazmadığımı soran arkadaşlara da “Gerek yok, zaten Arsenal maçının aynısı” dedim.
Arsenal ve Dortmund, Galatasaray’a çok ters gelecek çok hızlı ve çok tempolu takımlar. Bu takımlarla onların oyununu oynarsanız 10 maçın 9’unu böyle fark yiyerek kaybedersiniz. Oynanan oyun, yenen goller Arsenal maçıyla aynı. İster üçlü çıkın, ister dörtlü, ister beşli… “Ben topu kontrol edeceğim bu takımlarla dişe diş oynayacağım” derseniz bu farkı bu kadro yer. Bu skor farkı, aradaki güç farkının tabelaya yansımasıdır.

28 Eylül 2014 Pazar

Takım Olmak!

Evvela, Galatasaray için oldukça zor geçeceğini tahmin ettiğim bir maçtı ve Galatasaray beklediğimden çok daha istekli olmasına rağmen de yine zor geçti. Burada Sivasspor'un hakkını vermeliyiz... Bu güne kadar Sivasspor oynadığı üç maçta da rakiplerine oranla daha iyi oynamış ve fakat özellikle kalecilerinin olmadık hataları yüzünden puanlar kaybetmişti.

Geçen seneki gibi hızlı oynuyorlar ve hücumda yaratıcı olabiliyorlardı. Fakat yine geçen seneki gibi kötü savunma yapıyorlardı. Maç sonu Roberto Carlos’a bunu sordum. “Geçen yıldan beri göze çok hoş gelen, dikine oynayan bir takım oluşturdunuz ama çok kolay gol yiyorsunuz. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi savunma oyuncularından biri olarak düşünceniz nedir?” dedim. "Sürekli çalıştıklarını ama henüz çare bulamadıklarını" açıkladı. Bence açıkçası bunun nedeni oyuncu kalitesi. Hücumdaki oyuncular çok daha kaliteliyken (Aatıf, Utaka vs) savunmadaki oyuncular ise yetersiz isimler (Ümit, İbrahim Toraman). Dün genelde duvar olma işini hiç beceremeyen Burak’ın Sivasspor’un iki stoperini de ezdiğini gördük. Sırtı dönük toplar aldı, koşular yaptı fazlasıyla etkin göründü. Bunun nedeni önce Burak'ın çok istekli olması fakat sonra da Sivasspor stoperlerinin yetersiz olması.