
Beşiktaş: Sütten ağzı yandı gitti baba Bosque'yi getirdi. Denize düştü dedi benim evladımdır Rıza'yı getirdi. Ağzı yandı gitti baba Tigana'yı getirdi. Denize düştü evladımdır Ertuğrul'u getirdi. Yeter ulan dedi. Hem ligi bilen hem kalitesi iyi Denizli'yi getirdi başarılı oldu.
İstikrarlı davrandı. Kayseri maçlarından sonra kovmasını da bilirdi (Trabzonspor gibi) Kovmadı. Noldu... Tekrar potaya girdi.
Geç Galatasaray'a... Lucescu geldi. Yok lan daha iyisi gelsin dedik. Ego manyağı Terim geldi herkesi gönderdi kendisini Firavun zannetti, Murat Erdoğan'larla tekrar UEFA kupası alacağını sandı. Ömer Erdoğan'a, Orhan Ak'a, Cihan'a değneği bir değdirecekti, hepsi yılan olacaklardı! Bir bok olmadı tabi.
Dedik ulan keramet Terim'de değilmiş demek ki o değilde, Hagi yapmış bizi UEFA şampiyonu onu getirelim biz en iyisi... Yapmaya çalıştı birşeyler ama Terim'in bıraktıkları o kadar kalitesizdiki (Bazıları Ankaragücü'nde ilk 18'e giremiyor, bazısı Antalyaspor'un yedek solbeki şuan) adam en fazla yapabileceğini yaptı. Sabretmediler. Dahası küfür ettirdiler bu tafartar Hagi'ye küfür etti!
Nihayet baktılar eskilerden bir hayır yok. Kimsenin bilmediği bir adamı getirelim dediler. Adam ilk sene başarılı oldu. İkinci sene başarısız olması için ellerinden gelen herşeyi yaptılar.
Neden? Çünkü plan yine geri dönmekti.
Başarıyı sürekli geçmişte aramak.
Kalli 93'te UEFA kupası kadrosunun temellerini atmıştıya, onca genci çıkarmıştı ya.
Yine çıkarsın dediler yine getirdiler. Kısmen o da başarılı oldu.
Ama futbolcuların götüne zor geldi. Sert bir adamdı. Yumuşak Skibbe'yi getirttiler.
Filozof gibi adamdı, dinlemek lazımdı, öğrenmek lazımdı. Futbolu çok iyi biliyordu.
Oyuncuları çok doğru kullanıyordu. Fakat ne yönetim dinledi, ne cahil futbolcularımız, ne de taraftarımız.
Eee onu da beğenmedik. Yine getirdik bizim evladımız Bülent'i o zaten hepten sıçtı batırdı... Ulan dedik öyle bir adam getirelim ki beğenmeme lüskümüz olmasın.
Başardık bunu, şimdi çok rahatız.
Fener desen, Daum geldi, çok başarılı oldu, istikrarlı oldu. Bir uğursuz şampiyonluk kaybında Aziz dayanamadı kovaladı. Sonra tükürdüğünü yaladı geri çağırdı.
Bu arada Zico geldi çok başarılı oldu. Ama Aziz'in de önüne geçmeye başladı ismi.
Bir çalışmamazlık, bir aşırı özgürlük zırvalığı tutturuldu Aragones geldi.
O kadar Güney Amerikalının üzerine Aragones gelir mi yahu?
Neyse, tüm bunlar dururken bu 'dön baba dönelim'de birinci sıradaki takım Trabzonspor ki bu işte öyle başarılıdır, öyle başarılıdır, kimse kendilerine erişemez.
3 ayda irdelerler 5 ayda kovarlar.
Bir de 5 ayda kovdukları adama derler ki sen istifa et.
Eee neden?
5 ayda şampiyon olunabiliyordu da bu adam mı olmadı?
5 ayda lig kupası alınabiliyordu da bu adamı mı almadı?
Nerede başarısız olduki istifa etsin.
Neyse bu 3 büyüklerimizde zaman zaman yaşanıyor bu dön baba dönelim durumuda...
Trabzonspor'da 25 senedir yaşanıyor. Ve hemen her dönem yaşanıyor.
Yani Trabzonspor bu ligin ekvatoru. Çizgisel dönüş hızı en hızlı takımı.
Paso dönüyorlar.
Yabancı-bizim evlat- yabancı- bizim evlat. Sürekli 6 ayda bir.
Başarıyı hep geçmişte aramak hep. İşleri güçleri bu.
Özkan Sümer'ler, Şenol Güneş'ler hep.
Yeni bir isim geldi mi başlıyor Serdar Balı, efendim Trabzon'un o kadar yetiştirdiği adam var onlar gelsin. Bu takım Trabzonlularla başarılı olmuştu, şimdide Trabzonlular oynasın. Falan filan... Bildiğin şehir milliyetçiliği.
Ya tekrar başarılı olmak için illa eskiden başarılı olmuş adamları tekrar getirmek gerekmiyor.
Yeni formül üret.
Farklı bir yoldan gidip başarılı olmayı dene.
Cesur ol, risk al.
Devrim yap.
Hep aynı isimler hep aynı isimler nereye kadar?
Şimdi mesela ben eminim ki 5 sene içinde Fatih Tekke futbolu bırakacak.
5 sene içinde bir dönem kurtarıcı olarak Trabzonspor teknik direktörlüğüne getirilecek.
5 ay sonrada büyük hayalkırıklığı yaratacak gönderilecek.
Yav adım gibi eminim bunların olacağına arkadaş. Türkiye çünkü burası. Hatta 10 sene içinde de bir ara Gökdeniz denenebilir. Yada Fatih'in asistanı olur oda :)
Böyle yani son derece ütopik, hayalci tercihler. İşte Terim ikinciye gelecekte Lucescu'nun yapamadığını yapacak. Hem iyi oyun oynatacak hem yine Avrupa'da başarılı olacağız falan. İyi de neyle? Sarr'la mı? Lukunku'yla mı?
Yada Bülent gelecek takım halinde gaza geleceğiz falan.
Şimdi Bülent futbol oynadığı zaman çok hırslıydı diye, onun Teknik Direktörlüğünde oyuncuları da mı hırslı olacak?
Nonda ne anlamış hırstan adam beyniyle oynuyor mesela, Lincoln öyle, Hakan Balta öyle, Meira öyle (sepetledik zaten hemen Meira'yı Emre memre oynadı bir sakatlandılar götümüze girdi hırslı savunma. Sonra Semih Kaya'larla çıktık maça)
Öyle işte.
Bu tip ucuz düşüncelerle takım yönetiliyor bu ülkede.
Hep dön baba dönelim.
Haa biz kimle başarılı olmuştuk en son?
Gerets! Hadi Rijkaard Bursa'da puan kaybedince gitsin o gelsin :) Şaka gibi. Dön dön dön bir arpa boyu yol gitme.
Dön Baba Dönelim
Galatasaray Taraftarı
Hakkında uzun uzun yazacaktım ama bir arkadaşım şu videoyu önerdi.
Oha dedim ne yazacaksam hepsini söylemiş zaten Hıncal Uluç.
Şimdi efendim. Gri renk körü insanımız. Hıncal Uluç'un diğer başarısız futbol değerlendirmeleri yüzünden onun bütün söylediklerinin yalnış olması gerektiği kanısına varacaklar. Ve beni de Hıncal Uluç sempatizanı ilan edecekler.
Şey diyeceğim sadece ben gri görebilen bir adamım. Bence Hıncal Uluç'un futbol bilgisi çok düşüktür. Fakat bu ülkenin uslubu en kuvvetli, en tecrübeli, münazarası en kaliteli yorumcusudur.
Olay bu... 2 altta ki Nevizade yazısında Adsız'ın biri bana ana avrat küfür etmiş. İbret olsun diye yayınladım. Çünkü sanırım bu aptal marşlarla bu takıma zarar veren tutumdan maddi olarak geçinenler var...
Bilmiyorum Galatasaray'a zarar vermek isteyen insanlardan menfaatleri mi var.
Bilmiyorum Galatsaray muhalefeti mi bu adamları yönlendiriyor. Hiç bilmiyorum ama şu Hıncal Uluç videosunu izleyip kendisine hak vermemek ve akıllanmamak, bu yaptıkları saçmalığın senelerce farkına varamamak büyük şuursuzluk olur. Büyük körlük olur.
Bir insan bu kadar da kör olmaz herhalde diye tahmin ediyorum.
Galatasaray kadar kültürü, kökleri bu ülkenin açık ara en büyük eğitim kurumuna dayanan, bu ülkeye inanılmaz yararlı onlarca insan yetiştiren bir klubun. Bu kadar şuursuz taraftarları olması ne ironidir.
Klubun bir tarafı ülkenin en ileri insanlarını oluştururken diğerleri damper kullanma merakında.
Şaşırmamak elde değil. Altında başka şeyler aramamak elde değil.
Şu videoyu izleyip Hıncal Uluç'un söylediklerine doğru değil yorumu yapabilecek arkadaşları bekliyorum efendim mesaj bölümüne. Ama lütfen sebeplerini de açıklasınlar.
Youtube'de de videoyu beğenmeyenler olmuş ama söyledikleri sadece Hıncal Uluç'a küfür etmek! Yada işte çok biliyorsun sen, yada biz bu işi 15 senedir yapıyoruz sen kimsin tavırları.
Adama bir kere karşıt görüşü savunup mantıklı bir cevap veren olmamış.
Tuhaf. Hakikatten tuhaf.
Bir tarafta ülkenin en kültürlü klubu. Diğer tarafta o klubun taraftarının söylediği dünyanın en aptalca la la la lay lay lay saldır Galatasaray marşları... Tuhaf.
Hattini Bil Egemen

Dün öğlen saatlerinde MSN'de Kutay'la konuşuyordum. Target Striker blogtan...
Napıyorsun, ne ediyorsun dedi. Dedim birşeyler atıştırıp Trabzon maçına gideceğim, ilk yarıyı izleyip KPSS deneme sınavı var ona katılacağım falan filan...
Ne olur maç dedi.
Dedim Trabzonspor alır. Broos > Yılmaz hocadan.
O da dedi ki; Oyun ona bakmaz ki şimdi Egemen hoca gitsin diye bırakırsa, oynamazsa...
Cenk, Yılmaz hocamdır diye coşarsa... ?
Dedi, güzel dedi.
Olabilir dedim bende.
Çıktım maçı izlemeye.
Murat Erdoğan'ın son derece bencil, takım oyunundan uzak, sinir bozucu derecede şahsi oyunu vardı ilk yarıda. Şey diye düşündüm.
Beşiktaş maçında amansız olamadığı için 35'te yanına almıştı Yılmaz Hoca Murat'ı.
Ulan dedim, Kutay'ın dediği gibi olmasın.
Nefret ederim, komplo teorilerinden ve gerçekçilikten uzak şeyler bana gizemli ilgi çekici değil çocukça, komik gelir ama...
Kutay aklıma soktu bir kere.
2 dakika geçmedi, Murat kendi kendisine topla oynarken topu kaptırdı, son derece salakça pozisyonu sürdürdü ve penaltı çalındı.
Pozisyon yavaşşş yavaşşşşş çekimde penaltı değil gibi gözüküyor ama hızlı çekimde bakın, Umut'un ayakta durabilme ihtimali yok.
Neyse o gol oldu, dedim Kutay doğru düşündün ama tersi çıktı galiba.
Fakat yok doğru düşünmüş adam... 6 dakika geçti aradan. Bir taç kullanıldı. Egemen kafayı vurdu, ceza yayına doğru.
Halbuki taç çizgisi, aut çizgisi önünde, vur taça tekrar değil mi? Hiç yapamadın kornere at.
Ama gitti, Emre Toraman'ın ayağına çıkardı topu yahu! Gel bize gol at dedi resmen.
Bu haftanın en iyi asisti bir İbrahim'in Fink'e çıkardığı, iki Egemen'in Emre Toraman'a çıkardığı.
Hayır, bilerek yapmadıysa daha vahim! Hem de bu adamı neden Milli takıma almıyorlar diye ağlananlar var! Futbolun bu basit ötesi kuralını bilmeyen adamı ne yapacaksın Milli takımda?
Hep derim ki, Umut yetersiz vs diyenlere... Ulan Umut yetersiz de Egemen çok mu yeterli? Sylva çok mu yeterli Tayfun, Song, Enginler falan çok mu yeterli diyordum!
Aklına gelen, canı sıkılan Umut'a giydiriyor. Eee bu oyun bilgisi '0' olan, sadece savaşçılığıyla oynayan Egemen ne peki?
Sylva ne? O uçana kadar top tribünlere gidiyor, ağlara çarpıp geri geliyor!
Sezon başı analizlerinde demedik mi? Sylva geçen sene iyi oynamış olabilir ama son dönemlerde çevikliğini konsantrasyonunu çok yitirdi, yaşlandı...
Bir kaleci transferi şart demedik mi? Alın işte... Kalecisi yüzünden dünya puan kaybeden bir Trabzonspor.
Neyse.
Ben oradan sınava geçtim.
Akşam mekanda Galatasaray maçını izlerken alt yazı geçti.
Sylva, Song, Egemen, Engin ve Gökhan Ünal kadro dışı bırakılmış.
Hoppalaaa dedim, çok mu içtik yoksa orada Egemen'de mi yazıyor?
Demek ki Egemen'in düpedüz dünkü maçta, bilerek öyle yaptığını düşünmüş yönetim!
Ağabey bu ne ayıp bir durumdur!
Bunu düşünüyorsan hemen o an kapı dışarı edeceksin o futbolcuyu.
Yok eğer düşünmüyorsan kötü oynadı der geçersin.
Sonra ikinci yarı, ilk golü kopyası bir gol daha yemiş Trabzon. O pası da mı Egemen atmış çözemedim...
Ve kötü oynadığı maçı kaybetmiş nihayetinde takım.
Berbat oynayan Murat'ta şans eseri o pozisyonda topu önünde bulmuş.
Futbol şans oyunu hakikatten.
Önce Murat hocasını yaktı, sonra Egemen... Sonra Murat golü attı. Kasımpaşa'da Fransız devrimini başlattı. Sonra Broos yenildi, Broos'u göndermek için mazeret üretilmiş oldu.
Daha sene başı dememişmiydik gerçi... Broos, dereyi geçene kadar diye.
Birde şimdi başkan şey demiş. İstifa et.
İstifa ederse tazminat ödemeyecek ya! Etmezse, kovacaklar.
Kovarlarsa dünya parayı verecekler yine pisi pisine.
Eee adam da salaktı?
Salak malak geçte... Bu bildiğin terbiyesizlik. Bizim spor basınımız bunu ayıplamayı bilmeli.
Bu Hikmet Hocaya, Broos'a bu istifa çağrıları iğrenç şeyler.
Adam neden istifa etsin daha 5 ay dolmadı. 5 ayda şampiyon olunuyorsa ve bu adam olamadıysa hadi en kötü istifa et dersin.
Ama 'İstifa et' diye adamı görevinden almaya çalışırken altını hangi başarısızlıkla dolduruyorsunuz ben onu anlamıyorum.
Çalışırsın atıyorum 2 sene 3 sene... Dersin ki sen bize yeterli gelişimi sağlatamadın biz seni artık düşünmüyoruz. Adamda görürse başarısızlığıni istifa eder zaten.
Ama bu nedir yani?
Böyle Trabzon insanına yakışmayacak kalleşlik nedir?
Neyse gelsin hadi bakalım Şenol hoca... Onu da kovarlar zaten bir ara...
Şimdi affedilir Egemen'de.
O kadar silahı varmış, birisinin kellesini uçurmadıkça ne anlarım ben o erkeklikten, tüfekten değil mi Egemen!
Hay Ben Sizin 'Nevizade'nize

Sarhoşum maç yazısı falan yazmayacağım, ne dediğimi de pek bilmiyorum ama...
Yine de söyleyeceğim. Galatasaray taraftarı kadar kendi futbolcusunu uyutan, sahadaki futbola manevi anlamda darbe vuran bir taraftar grubu yoktur bu dünyada.
Bu kadar iğrenç, bu kadar arabesk şarkılarla takım mı desteklenir ulan. TRT4 müsünüz, taraftar mı belli değil.
Eskişehir maçı bir bu maç iki.
Böyle uyuşukluk böyle mıymıntılık olmaz.
Bu kadar arabesk sevdalısı bir taraftar olmaz.
Geçen sene la la la lay lay lay saldır Galatasarayyyy diyorlardı ama adamı saldırmaktan soğutuyorlardı.
Bu senede geziyorlarmış Beyoğlu'nda falan. İyi de babane ulan!
Ben spor yapıyorum sahada. Elimde şarap bir köşeye kıvrılmadım.
Bir spor müsabakası böyle mi desteklenir.
Babam 65 yaşında. Açıyor TRT4'ü, bir kelimeyi 1 dakikada söyleyen adamları.
Uyuyor 10 dakika içinde.
Bunlarda aynı. Başlıyorlar bu Arapları yalellisi gibi mıymıntı şarkılara 10 dakika içinde uyuyor takım.
Bitmiyorda şarkıları!
En son Alparslan Dikmen'in vefatı yüzünden dünya puan kaybetmiştik. Başlamışladı 'sagulara'! Yav adamın vefatı maçta anılır mı. Çok seviyorsan git cenazesine
Alparslan Dikmen görse bu anma törenini mezarında göz yaşı döker adam.
Benim yüzümden takım uyuyor der.
Böyle iç karartıcı, böyle sıkıcı bir melodi yok çünkü...
Ona söylenen sagular yüzünden, takım frenleniyordu çünkü.
Bir Konyaspor maçı var mesela geçen seneden.
Takım maça süper başlamış. Baroş inanılmaz bir gol atmış, 30 metreden 90'a takmış.
Bizimkiler bağırıyor. Ne olur Alpaslan abi, bıraktın mı gittin mi noldu sana bilmem ne...
Ulan maç var sahada maç!
Bu takım, bu taraftarından çektiğini kimseden çekmiyor.
Helal olsun, devam etsinler Arapların yalellisi gibi boktan melodilerine. Bu grubun başı, bu şarkıların bestecisi kim merak ediyorum.
Gitsin evinde söylesin türkülerini, şarkılarını...
Gitsin banyoda traş olurken söylesin.
Tamam güzel melodi ama kaset çıkarmıyoruz takım destekliyoruz!
Derbinin Ardından

Derbiyi 30 küsur saat uykusuz kalıp izlediğim için maç hakkında yeterince iyi gözlem yapamadım.
Sadece aklımda kalan bir iki önemli ayrıntıyı belirtmek istiyorum.
- Daum çıkmak zorunda olduğu şekilde maça çıktı ama bunda hata kendisinde. Böyle çıkmak zorundaydı çünkü rotasyon yapmanının zararını çekmeye başlamıştı, alternatifleri fazla es geçti. Ne Uğur'u hazır, ne Özer'i. O Denizli'yi tahmin edemezken, herkes onun nasıl çıkacağını biliyordu. Ne diyorsun Rıdvan B planı için.
Hani rotasyona çok sallardınız?
13. haftadayız. Hala Emre'nin alternatifi Özer, hazır olmadığı için son yarım saat kala bile maça giremiyorsa burada sorun vardır.
Özer her anlamda yeni Emre Belezoğlu'dur. Stilleri mevkiileri aynıdır. Emre 29 yaşındadır. Ve fiziği 32'den sonra oynamasına asla izin vermeyecektir. 2 sene içinde yeni Emre olarak Özer yaratılmalıdır.
Ve fakat siz hala onu yedek olarak bile hazırlayamıyorsanız burada bir tuhaflık vardır.
- Ve Vederson'u sol kenara alıp, Santos'u içe kaydırmak! Mehmet Topuz zaten kanadı kullanabilen bir oyuncu değil. Toraman yüzünden, Santos'ta sürekli içe kaydı.
Siz yine de Uğur gibi deli bir oyuncuyu alıp bir kez olsun kanat denemesi yapmıyorsunuz. İnadına Vederson'u sol kanada atıp inadına kendi kendinizi kilitliyorsunuz. Oyuncularınız mutlaka ama mutlaka göbekten oynamak zorunda kalıyor. O zamanda Fink-Ernst-Sivok-Ferrari sizi eziyor.
- Mehmet Topuz'dan verdiğinizin karşılığını almanız için ondan bir Tuncay Şanlı yaratmak zorundasınız.
Bilekleri hiç ince değil, dümdüz, fiziğiyle inadıyla koşusuyla adam geçmek istiyor.
Şut tehtidinden başka bir yaratıcılığı yok.
Onu Tuncay'ı oynattığı gibi ters ayakla sol açıkta oynatmalı. İlla Topuz kazanılacaksa böyle kazanılır. Zira Daum'un kendisinin de dediği gibi Topuz futbolu bilmiyor. Tuncay = Mehmet Topuz. Fakat Tuncay daha zekiydi ve tecrübe edinmeyi biliyordu.
- Bu arada Alex ilk yarı da bir pozisyonda Alex gibi vursa yine maçı çevirebilirdi.
Sürekli skor tabelasını değiştirebilecek fakat skor tabelasını değiştirirken aynı zamanda rezil top oynayabilecek dünyada ki çok nadir oyunculardan biri Alex.
Gol atar, asist yaparsa 5 yıldız alır, dünkü gibi direkten dönerse, vuramazsa 1 yıldız alır. Boşuna demiyorum Hagi, hiç oynamasa bile oynadığı her maçın hakkını verirdi diye. Birde Hagi oynarken beslenme çantasıyla okula gidenler şimdi kalkıp Alex'i Hagi'yle kıyaslıyorlar.
Be hey deli misin?
Ben doğmadan üç sene önce bu adam Türk Milli takımına bir frikik çakıyor 90'a.
Ben geliyorum 21 yaşına adam hâlâ benim yazılarımın konusu oluyor, hâlâ onun futbolunu hatırlıyorum, eski maçlarını takıp izliyorum. O hiç yapmasa alır topu kanattan iki dripling yapar bir şut çeker taraftarı, arkadaşlarını maçın içine sokardı. Takımı ateşlerdi. Dripling yapamayanla, yapan bir olur mu? Topu soluna her aldığında önündeki rakibini geçenle, genelde geçemeyip pas veren bir olur mu?
Önündeki 5-10 metreyi, fişek gibi delerek kat edebilenle, edemeyen bir olur mu?
Adam 20 sene sürekli zirvede Türk futboluna devrim yaptırıyor, Romen futboluna devrim yaptırıyor Romanya'yı üç dünya kupasına üç Avrupa şampiyonasına gönderiyor. Galatasaray'a UEFA'yı aldırıyor. Ondan öğrenen çocuklar 2002'de Dünya Kupasında üçüncü oluyor... Hep zirvede kalıyor bu adam. Sen kiminle, kimi kıyaslıyorsun?
Hagi ile Alex'i kıyaslamak futbol körlüğüdür, cehalettir, fanatizmdir.
- Denizli'nin sağbeke Toraman'ı koyması hem Beşiktaş'ın, hem Fenerbahçe'nin o kanadı ofansif manada kullanamamasını sağladı.
- Ferrari bu ülkedeki en iyi stoper.
- Ernst - Fink ikilisi bu ülkenin en iyi orta ikilisi
- Fakat Beşiktaş'ın, sağ ve sol kanadında eksiklikler var. Sene sonuna kadar başına dert olacak.
- Beşiktaş'ın bu kanat kısırlığı yüzünden ve hücum oyuncularının kalitesizliği yüzünden şampiyonluk yarışı verebileceğini sanmamaya devam ediyorum.
- Maçlarını hep 1-0 almaya devam edecektir. Bir çok maçı da 0-0 bitecektir, oyun dönmeyecektir.
- Beşiktaş taraftarı Yusuf'un sağlığına duacı olmalı. 8 milyonluk Tabata'nın Yusuf'un 8'de biri kadar futbol aklı yok! 8'de 1'i kadar ince düşünme ihtimali yok.
- Beşiktaş geride Sivok, Ferrari, Fink, Ernst dörtlüsüyle öyle büyük bir press gücüne sahip ki, Fenerbahçe'de kimse 2 top yapamadı. Fenerbahçe'nin yumuşak ve ince bilekleri bu müthiş pres gücü ile kırıldı.
- Fenerbahçe takımı böyle geride sağlam pres ve markaj yapabilen takımlara karşı çok zorlanacaktır.
Hero Delinho

Otoban yaptı Fener sağ kanadını. 50 kere gitti geldi. Mahvetti. Üstelik kendi kanadından da bir kere pozisyon vermedi.
2 sene önce Kazım'ın yaptığının rövanşını fena aldı.
Emektar üstelik 35'inde ne Kazım bıraktı ne Topuz ne Gönül.
Kazım iki sene önce Baki ve kendisini ezmişti, Fener ikilemişti.
Delinho Kazım'ı da Mehmet'i de, Gökhan'ı da delik deşik etti.
Ve Delinho üçledi, Beşiktaş üçledi.
Gaziantepspor - Bursaspor

Şunu diyeceğim önce. Gaziantepspor'un kadrosu asla Bursaspor'dan kötü değil!
Fakat Gaziantepspor'un kadrosu kısır.
Kısır derken, doğru planlanmamış.
Nasıl doğru planlanmamış?
İki stoper almışsın. İkisi de birbirinden çevik, ikiside birbirinden mücadeleci, fakat ikiside birbirinden takoz, ikiside birbirinden daha kötü oyun bilgisine sahip.
Yani uyum yok.
Uyum önemli! Uyum çok çok önemli.
Şöyle diyeyim.
Popescu değilde, iki tane Bülent Korkmaz olsaydı Galatasaray'da, UEFA kupası döneminde...
Galatasaray asla alamazdı o kupayı!
Yada Pique ve Marquez değilde, iki tane Puyol'la oynasaydı Barcelona...
Puyol normalde Pique ve Marquez'den daha kaliteli bir stoper olmasına rağmen.
Tamamlayıcı olamayacağı için yine Şampiyonlar ligini alamazdı mesela Barça.
Uyum o yüzden çok önemli.
Ben araştırmalarda Gaziantespor için hep dedim ki.
1- Savunma ortası son derece uyumsuz.
2- Ortasahadaki sertliği, mücadele gücünü, efektif presi, enerjiyi sağlayacak oyuncu yok!
Ha tek tek baktığında Jorginho, Erman falan iyi adamlar ama.
Bakıyorsun Hakan Bayraktar var, ince adam bilekleri iyi.
Jorginho, ince adam bilekleri iyi,
Zurita ince adam bilekleri iyi
Erman ince adam bilekleri iyi.
Bak hep aynı stil
Efendim sadece 4 tane Alex'le olmaz ortasaha.
Bir Alex alırken birde Cristian almalısınız.
İşte bu yüzden doğru planlanmadı Gaziantepspor kadrosu.
Ve ben hiç beğenmiyorum efendim Portekizli hocayı.
Şimdi stoperlerin uyumsuzluğu geçen sene ortasından beri biliniyordu. Çözüldü mü? Hayır.
Ortasahada defansif güçlü oyuncu eksikliği biliniyordu. Çözüldü mü? Yine hayır.
Üstelik hadi transfer döneminde çözemedin... Eldekilerle nasıl çözebilirsin?
Murat Ceylan'ın var tüm bunlardan farklı olarak.
Portekizli gelene kadar büyük gelecek vaat eden oyuncumuzdu. Portekizli geldikten sonra üstelik 20'li yaşlarında geriledi adam.
Hızlıca ilerleyeceğine, geriledi futbol olarak.
Dayanıklılığı düştü, mücadele gücü azaldı.
Eee zaten çok zayıf ve kısa bir oyuncu.
Dayanıklılık onun en önem vermesi gereken özelliği olmalıydı. O ise daha bu yaşta futbolunda gerileme yaşıyor.
Eğer ona eski mücadele gücü kazandırılabilirse haftada bir dinlendire dinlendire kullanılabilir.
Zira efendim, zayıf ve kısa adamlar çabuk yorulur zaten.
Fatih Terim mesela Okan, Emre, Suat üçlüsünü hep dinlendire dinlendire veya Ümit'le, Ergün'le takviye edip kullanırdı.
Bunun dışında nasıl pansuman yapılabilir o bölgeye? Ne olursa olsun Serdar Kurtuluş kazanılarak!
Ama ön libero olarak kazanılarak. Tıpkı Tigana'nın yapabildiği gibi yaparak.
Tigana bunu başardığında inanılmaz güçlü, her yere basabilen bir Serdar yaratabilmişti.
Fakat sonra Ertuğrul'un batırması sonucu yok edilmişti Serdar.
Şimdi Portekizli hoca ne yapması gerektiğinin farkına varmış gözüküyor ama biraz geç varmış sanırım bu kanıya.
Çünkü Portekiz'linin en büyük zaaflarından biride şu oyuncuları hazırlayamamak.
Abi 13. hafta bitti. Bu Serdar 3. haftadan sonra geldi.
10 küsur haftadır sen neyi bekliyorsun ben anlamıyorum ki!
Eee hazır değil diyorsun. İyi de oynatmıyorsun ki.
Keza Linz mesela.
Koskoca Linz gelmiş bu ülkeye.
Ligde 13. haftayı geçtik. Hala bir 45 dakika oynayabilmiş değil. 10 hafta oldu abi hangi ara oynayacakta hangi ara hazır olacak. Böyle saçmalık var mı?
Linz dediğimiz adam, bu takımda Julio Cesar, Jorginho ve Linz'dir yani.
İlk üçtedir tanınılırlıkta.
Sen alıyorsun Linz'i, elinde var Beto gibi bir başka çok kaliteli oyuncu. Ve fakat biri sakat, diğeri hazır değil.
Ne yapıyorsun bu sefer Julio Cesar'ı forvet oynatıyorsun ki oda çok yetenekli olmasına rağmen bir forvet oyuncusu değil.
Ne savunma arkası koşu yapmayı biliyor, ne kaleye arkası dönük top almayı.
Gidiyor kanatlara falan, boşa çıkmaya çalışıyor.
Forvetsiz oynuyorsun.
Neyse, Couceiro'yu hiç ama hiç beğenmiyorum. Çok başarısız buluyorum şuana dek.
Ve yaptığı tek birşeyi taktir ediyorum. Mahmut'u kazandırdı takıma.
İyi kaleci Mahmut. Dahada iyi olacak. Bu da Portekiz'li sayesinde.
Maça dönecek olursak.
Dakiki 15, Olcan geçen haftalarda da iyi oynamış.
Kendisini daha bir kanıtlamak için ekstra oynamaya çalışıyor. Tutuyor rakibini indiriyor ensesinden.
Sonrada sarıyı yiyiyor çok haklı olarak.
Taraftarda başlıyor bağırmaya.
İ..e hakem diyorlar.
Asıl i..e kim ben bilmiyorum.
Gaziantep şehri çok göç aldı son 2-3 senede.
Ve rezil işler yapıyorlar tribünde de.
En son Keita can çekişirken oh oh diyorlardı.
Böyle iğrençlik olmaz!
Sonra maç öncesi kamera tribünleri gösteriyor. Ulan herkes sigara içiyor.
Ülkenin bu tarafında yasakta o tarafında değil mi? Ben anlamıyorum artık bu işi.
Demiyorum hiç birşey.
Tribünden devam edelim. 27. dakikayı kutluyor Antep taraftarı da... Herkes kutluyor sanırım. Daa iyi halt ediyor. Ne gerek var?
Dünyanın neresinde plaka kodunun vakti geldiğinde deliren taraftarlar var.
Baya bildiğin delirmek.
Aha zaman geliyor, geliyor hadi tutuşalım el ele hep birlikte delirelim.
Dakika 27 oldu. Oleyyyyy delirin.
Bu yani. Bu kadar saçma.
Hele bir klup yapmış. O durum onunla özdeşleşmiş. Sen neden çalıyorsun ki?
Maça dönelim.
Bursa aynı şekildeydi sahada ve Turgay kötü oynuyordu geçen haftada da olduğu gibi.
Sonra Batalla ise sürekli sertlik ve sıkı markaj ile durdurulmak istendi ilk yarı boyunca.
Ve ortada geçti mücadele.
Bu arada Antep için...
1- Deumi ve Cesar çok takoz olduğu için ayrıca savunma bilgileri çok düşük olduğu için ileri çıkmıyorlar asla.
Geride bekliyorlar rakibi. Ve bu da takımın boyunun uzamasına yol açıyor.
Paslarda kopukluk yaratıyor. Top şişirmek zorunda kalıyorsunuz vs.
2- Ortasaha yumuşak olduğu için press gücü zayıf oluyor. Rakibe baskı uygulayamıyorsunuz.
Bu maçta böyle geçti.
Antep gole ne zaman yaklaştıysa oyuncularının bireysel yetenekleri sayesinde yaklaştı.
Ve aslında Turgay bugün gününde olsaydı. Sürekli yapacağı hücum presleri ile Gaziantep'in savunmadan top çıkarmasını iyice engelleyebilirdi.
Gaziantep adına ender güzelliklerden biri olan şey ise Ahmet Arı'nın 11 oynamaya başlamasıydı.
Ahmet efendim, u bilmem kaç yaş altında sürekli milli olmuş bir oyuncudur.
Geçen sene sonuda sözleşmesi bitiyordu. Kendisiyle Galatasaray ilgileniyordu.
Galatasaray dediki sözleşme imzalamazsan, sözleşme bitimi seni almayı düşünüyoruz.
Ahmet'te tamam dedi. Ama sözleşme imzalamayan Ahmet'i geçen sene sürekli yedek bıraktı Antep!
Koca sene hiç oynatmadı.
Ne oldu?
Tam gelişim çağında 1 yıl boyunca hiç oynamamış olan Ahmet'i Galatasaray almaktan vazgeçti.
Ahmet'te imzalamak zorunda kaldı.
Sonuç 1 senesi çalınmış oldu Ahmet'in.
Burada Antepspor ayrı suçlu, Galatasaray ayrı suçlu, Ahmet ayrı suçlu. Bir kere bu usül suçlu. Mesela İngiltere'de sözleşme bitmeden bir klubun bir futbolcuyla gizli yada açık konuşması, kesinlikle ama kesinlikle yasak.
Eğer duyulursa bütün transfer dönemini yasaklıyorlar adama.
Şimdi efendim Galatasaray gözünden bakın. Adamlar Ahmet'i istiyor, Ahmet Galatasaray'ı istiyor.
Fakat Galatasaray'ın bonservis verebilecek parası yok.
Diyelim ki var olsun... Kaç liradır Ahmet? 2 bilemedin 3.
Peki gitsen Antep'e kaç isteyecek? 7'den başlayacak.
Yahu adam Keita'yı, Elano'yu, Santos'u 7'e almış. Sen Tabata'ya 8, Sercan'a 10 milyon çekiyorsun.
Tabi almaz adam sözleşmesi sürerken.
Antep ayrı haklı...
O kadar yetiştiriyor ama kimse beş kuruş ödemeden almak istiyor.
Ahmet haklı sonuçta o bile köle değil, sözleşmeli işçi!
sözleşmesi bitince özgür kalmak istiyor.
Neyse, buna bir çözüm lazım. Zor ama çözüm lazım.
İkinci yarıyla ilgili başka söylenebilecek şey.
Olcan'ın ahmaklığı olabilir.
Onun yüzünden yenildi takım.
Hakem mükemmel maç yönetti ama mağlübiyeti kabullenemeyen cahiller, adama küfretti.
Gol yine Julio ve Deumi'nin markaj komedileriydi.
Ulan maç boyu bütün yan toplarda, sürekli boş kalan birileri oldu.
Bu kadar berbat bir markaj olur mu?
Araştırmak lazım Antep kaç yan top golü yedi bu sene!
Krita orada çok komik bomboş.
Kim kimi tutuyor belli değil.
Sonuçta Bursa kötü oynasa da kazandı. Şans yanlarındaydı.
Portekizli beni tekrar ve tekrar hayal kırıklığına uğrattı.
Son olarak söyleyeceğim şu ki Couceiro'da Mustafa Denizli tarzı bir hoca.
Maçtan maça başka taktikle çıkıyor. Bu da tabi istikrarsızlığı beraberinde getiriyor.
Bilmem kaç senedir 3 maç üst üste kazanamamış Antep.
Acı bir durum bu.
Bunda Portekizlinin payıda büyük. Sürekli arayışta. Geldiğinden beri bulamadı aradığını. Tuhaf
Derbi Öncesi // Beşiktaş - Fenerbahçe

Eskiden ve bizim gençlik-çocukluk arasını geçirdiğimiz dönemde, bir ara sürekli galip gelen taraf Beşiktaş oluyordu.
Hatta bir döngüden bahsediyorduk.
Fener Galatasaray'ı, Galatasaray Beşiktaş'ı, Beşiktaş Fenerbahçe'yi yener diye.
Son 2 sene değişti bu döngü.
Ne ironidir ki, Beşiktaş'ın 2 kupayı birden aldığı sene değişti bu döngü.
Burada şunu da hatırlatalım benim çok sevdiğim bir sözdür.
Lucescu demişti ki zamanında...
Derbileri kazanarak değil, Anadolu takımlarına karşı puan kaybetmeyerek şampiyon olunur.
Onun söylediğini doğrulayan bir yıldı geçen sene.
Ve bu seneki süper kupayla birlikte de bizim bu döngü kırıldı.
421 maç Fenerbahçe kazanmış oldu, 420 maç ise Beşiktaş.
Yani Fener herkesi yeniyor oldu artık ki... Klup karakterlerinede yakışıyor bu durum.
Yılmaz Vural hep der ya "başarının da başarısızlığın da en çok abartıldığı klup bu ülkede Fenerbahçe" diye.
Aynen öyle.
Bu da Fenerbahçe'yi büyük maçlara çok daha iyi motive ederken, Anadolu takımlarına karşı rehavete kapılmalarına sebep oluyor.
Bu sene de durum aynı.
Bir bakıyorsunuz mesela Gençlerbirliği maçında senenin o güne kadar en iyi futbolunu oynuyorlar.
Sonra 3 hafta geçiyor, Kayserispor karşısında veyahut daha öncesinde Manisaspor karşısında eziliyorlar, rezil oynuyorlar...
Bunu Brezilyalı nufusun fazlalığına da bağlayabilirsiniz, Fenerbahçe'nin karakteristik özelliğine de.
Neyse, bu akşam ki maça dönelim.
İddaa oynayacaklara tek bir tavsiyem var. 2-3 gol aralığı oynasınlar efendim.
Zira bir Beşiktaş - Fenerbahçe maçı 2-1 bitmeye mahkummuş gibi geliyor artık bana.
Oyuna gelirsek, tempolu geçeceğini düşünüyorum... Takımların yapısı da, hakemin karakteri de buna çok müsait. Beşiktaş ligin en iyi savunma yapan takımı. Daha da net söyleyelim. Kadrosunda en iyi savunma oyuncularını barındıran takımı Ernst, Fink, Ferrari, Sivok ve hatta en iyi yedek stoper Toraman.
Fenerbahçe ise en iyi kadro disiplinine, dayanıklılığına, sabrına sahip takımı.
Yani Fenerbahçe'nin 80'den sonra çevirdiği maçlar vs tesadüf değil. Çünkü ligin şu ana kadar en dinç, dinamik, güçlü takımı Fenerbahçe.
Emre geçen seneki gibi 30 dakikada bitmiyor. Stoperler ard arda 2 maç oynayabilecek güçteler.
Gökhan zaten öyle.
Carlos dinlendirilebildiği için artık daha az yoruluyor.
Topuz yine keza müthiş dayanıklı.
Kazım istikrar sağladı, oynadıkça güçleniyor ve Alex ile Santos dinlendirilebildikleri için verimli kullanılabiliyorlar...
Bu da demek oluyor ki, maçın x dakikasından sonra yorulmalar vs az oluyor Fenerbahçe'de.
Beşiktaş'ta bu konuda fena değil ama bunu sadece bir bölgede gerçekleştirebiliyorlar... Geride ki tecrübeli oyuncuları hem güçlerini sistematik kullanmayı biliyorlar hem de sinir savaşında pek yıpranmayacak karaktere sahipler...
Beşiktaş takımı fizik olarak düştüğü zaman ise sadece savunma yapmaya başlıyor!
Çünkü hücumdaki zayıf ve istikrarsız oyuncular oyundan düşünce sadece ön libero ve stoperler direniyor.
Sonuç olarak Beşiktaş geri yaslanmak zorunda kalıyor.
Yani Fenerbahçe'nin iki bölgede de yapabildiği sinirsel - fiziksel dayanıklılığı, sabrı... Beşitkaş sadece savunmada gerçekleştirebiliyor.
Mesela Trabzonspor maçında Trabzon'un maça çok istekli ve arzulu başlaması Beşiktaş takımını çok geri itmişti.
Fakat ön libero ve savunma direndi.
2. yarı nispeten yorulan ve direnci zayıflayan Trabzonspor'a karşı darbe vurulabildi.
Ama Fenerbahçe bu kadar şuursuzca saldırmayacaktır. Üstelik gol yollarında asla bu kadar beceriksiz olmayacaktır.
Şunu da söyleyeyim... Ligin belki en güçlü hücum hattı Galatasaray'da ama.
Ligin en sağlam, sistematik, taktiksel hücumunu Galatasaray değil, Fenerbahçe hücum hattı geliştiriyor!
Galatasaray'ın attığı onlarca gole baktığınızda %90 oranında karşınıza bir bireysel yetenek çıkarken;
Fenerbahçe'nin attığı gollerde bir taktiksel hazırlık, bir takım olarak beceriklilik yatıyor.
Mesela Diyarbakırspor'a atılan gol ne muazzam bir goldür?!
Fenerbahçe takımı kadar rakip 3. ve 4. bölgede böyle güzel paslaşan bir takım daha yok şuan ligde.
Galatasaray ilerde bu konuma gelebilir, bu konumun üzerine de çıkabilir. Ama şu 12 haftalık süreçte, Fenerbahçe bu konuda daha ilerde.
Yeterlilikleri bir kenera bırakıp...
Dezavantajlara gelecek olursak; Fenerbahçe'nin 3, Beşiktaş'ın 2 haftadır maç yapmadığını görürüz.
Fenerbahçe'nin Brezilyalıları maça ne kadar disiplinli hazırlandı merak konusu!
Bunun yanı sıra, Beşiktaş'ta Hakan ve Rüştü'nün sakatlıkları varmış. Rüştü oynayabilirmiş.
Rüştü sakat olmasada bu yaştan sonra mecazi anlamda sakat, çok yeteneğini kaybetmiş bir kalecidir...
Ve kendisiyle bu sezon asla geçmez!
Onun oynaması başlı başına büyük dezavantaj.
Solbekte İsmail oynayamayacakmış ki Beşiktaş için iyi olur. Çünkü Kazım dribling yeteneği ve üstün fizik gücüyle alır koltuk altına gezdirirdi İsmail'i.
Kaldı ki İsmail bek falan değil normalde. Bek fiziğine de sahip değil.
Neden kanat olarak denenmiyor anlamıyorum.
Neyse. Üzülmez oynayacak ama onunda Kazım'ı durdurabileceğini pek sanmıyorum.
Kazım eğer sağ açık oynarsa şov yapabilir bu önemli.
Fakat Mehmet Topuz sağda, Kazım santraforda çıkılabilir maça.
Mehmet Topuz driplingi olmadığı için kısmen daha rahat savunulabilecek bir oyuncu olur.
Daum mantıklı bir risk alıp şunu yaparsa...!
Taraftarın tepkisini alacak, muhtemelen sinirlenip kart görebilecek, yada oyundan kopabilecek Mehmet Topuz'u yanına oturtup Kazım'ı kanada atarsa.
Bosque'den 'Takımında oyna, hemde iyi oyna yoksa seni bu performansla milli takıma almam' vetosunu yiyen ve üstelik Beşiktaş'ı seven Güiza'yı forvete koyarsa.
Hımm bu risk almaya değer. Ben olsam alırdım.
Ortasaha çok belirleyici olacak son olarak bunu söyleyeyim.
Fink ve Ernst'in oynadığı ortasahayı ne yaparsanız yapın zaten tamamen elinize geçiremezsiniz. Bu oyuncular mutlaka az çok bozarlar sizin göbek varyasyonlarınızı.
O yüzden orta göbeği üçleyip, kanatların etkinliğini zayıflatmaktansa.
Sola Santos, sağa Kazım'ı atıp. Kanatlardan rakibi geçmeyi düşünebilir Daum.
O kadar Türkse Turan taktiğini de bilsin artık diyelim :)
Ve tabi bunu yaparkende ortasahanın fiziki direncini iyi ayarlamalı.
Cristian - Emre ikisilisini, 60'ta Emre- Topuz değişikliğiyle ayakta tutmayı ihmal etmemeli.
Aklımdakiler bu kadar...
Maç sonucu için Beşiktaş'ın kazanmasını isterim. Çünkü kazansalar bile bu sene şampiyonluk yarışı içinde olabileceklerine ihtimal vermiyorum.
İnşallah kazanırlar fakat favorim kesinlikle Fenerbahçe.
Skor içinse 1-2 diyorum.
Fırat Aydınus

Kesinlikle ama kesinlikle...
Türk futbolunda en hakem karakterli hakem Fırat Aydınus'tur!
Yani karakteri hakemliğe en yatkın insan evladıdır bizim hakem camiamızda.
1- Cesurdur.
2- Samimidir.
3- Tarafsızdır, tarafsız olduğu hissiyatını herkeste uyandırır.
Yeter. Bu üçü bir adamda oluyorsa gerisi tamam. Kuralları anlatın değil futbol hakemliği ne kadar hakemlik varsa hepsini yapsın. Götürün Japonya'ya sumo güreşi yönetsin...
Bakın en formda, kuralları en iyi bilen falan demiyorum. En hakem olması gereken hakem diyorum.
Egosu için oyuncu atmayan, sporcuları köpek gibi saha içinde azarlamayan, yukarılara tırmanmak için, kokart olmak için birilerinin kıçını yalamayan diyorum.
Adam gibi adam kısacası.
Ve ben bu kanıya ne zaman vardım...
Yine bir Beşiktaş - Fenerbahçe maçında 2005-2006 sezonunda... Fenerbahçe'nin 1-2 kazandığı bir maç sonrasında.
1- O gün maça başlarken... Ellerini açıp dua etmiş önce, sonrada düdüğü çalmış maçı başlatmıştı Aydınus. Maça dua ederek başlayan bir hakemin taraflı maç yönetebileceği o dakikadan sonra aklımın ucundan bile geçmemişti.
Tarafsızdı ve tarafsız olduğunu herkese hissettiriyordu.
2- İlk golde stat kartal gol gol gol diye inlerken... Anelka öyle bir kopmuştu ki!
Benim deyimimle yanında ki Koray rüzgarından devrildi! Alay olsun diye söylenmiş bir söz bu tabi. Alay olsun diye çünkü ben Koray'ın o an kendisini bilerek yere attığını düşünüyorum. Düşünmekten öte eminim buna.
Çünkü Anelka azıcık dokunuyor, dokunmasıyla beraber Koray kendisini belden kırarak yere vuruyordu. Ne büyük yalan! Ama hemen her hakem... Hiç düşünmez Koray'ın Anelka'nın önüne geçtiğini engellediğini vs. hemen o hareketi görür çalar düdüğü.
Çalar ki pozisyon uzamasın, sonra kendi başı belaya girmesin.
Fakat o öyle yapmamış ve doğru olanı yapmıştı. Zira İngiltere liginde falan öyle pozisyona kimsenin faul çaldığı yok.
Hem diyoruz ki oyun tempolu sert oynansın. Hem de istiyoruz ki bizim oyuncumuza yapıldığında ota boka faul çalınsın. Oynatmıştı Fırat Aydınus... Ve mükemmel bir gol izlememizi sağlamıştı. Mükemmel bir devam kararı ile...
O anda görmüştüm ki, cesurdu Fırat Aydınus
3- Sonra tabi haklı olduğunu düşünen, Beşiktaşlı oyuncular grubu itirazlar etmişlerdi, maç gergin geçmişti.
Fakat 81'de yine Fenerbahçe lehine doğru bir penaltı kararı vermeyi bildi Fırat Aydınus. Çekinmedi, korkmadı. Dahası maç boyu gergin geçen mücadelede, sporcu arkadaşlarına bir kez olsun surat asmadı, bağırmadı. Hep gülümsedi. İzah etti. Her pozisyonda saygıyla davrandı sporculara.
İşte o zamanda anladım ki bu adam samimi
Fakat sonra... Nasıl oluyor bilmiyorum. Bir gelişim, sıçrama gösteremedi Fırat Aydınus.
En büyük hatasında celladı bol oldu etrafında.
Başarılı insan sevilmez zira buralarda.
Bu aralar çok duyuyorum şu lafı...
Cehennemde Türklerin içinde olduğu kuyunun kapağı kapatılmazmış. Çünkü biri kuyudan çıkacak olsa bir başka Türk onu paçasından aşağı çekermiş zaten.
Aynen böyle.
Bir Trabzonspor, Eskişehirspor maçı oldu sonraları.
Fırat Aydınus'un bittiği, bitirildiği maçtır. Karakterinden ödün verdiği ilkkez cesaretini yitirdiği maçtır.
Ve bende kahrolmuşumdur bu ülkedeki futbol adına.
Resmen bazı insanların rantı bu tertemiz adamın kafasını almıştır.
Kolay kolayda toparlanamadı bir daha Aydınus 2 sene oldu neredeyse. Şimdi yine en iyi yaptığı göreve vermişler. Tarafsız bir Beşiktaş - Fener maçı daha yönetsin istiyorlar. Nede olsa ilk devre maçı. Nede futbolumuzun temiz olduğu haftalar.
Sorum şu.
Hakem oluyorsunuz...
32-33 yaşına kadar feriştahı olsanız, Süper Lige yükselemiyorsunuz. Hem olgun gözükmeniz gerekiyor, hem tecrübeli olmanız gerekiyor.
Sizin genç yetenek olma şansınız yok, yaşınız ilerlemeden kademe olarak ilerleme şansınız yok...
Olaki 32-33'te Süper Lige yükseldiniz. 35'e kadar kendinizi kanıtlıyorsunuz Süper Ligde...
En ufak hatanızda Bank Asya'yı gerisin geri boyluyorsunuz.
İyi maç yönettiğinizde bir bok olmuyor, mazallah kötü maç yönetirseniz 10 hafta Süper lig göremiyorsunuz.
İllaki 35'ten sonra bir tökezleme oluyor.
38'e kadar kendinize zor geliyorsunuz. Aynı zamanda kaşarlaşmış oluyorsunuz. (Bazıları tecrübeli der)
40'a kadar tekrar kendinizi kanıtlıyorsunuz. 1 numara falan oluyorsunuz.
40'tan sonra fifa oluyorsunuz.
Fakat Fifa diyor ki yabancı ülkelerde genç hakemler varken bu 40 yaşında adama görev versek ne olacak.
45'e kadar 2-3 haftada bir emektar hakem statünüzle (ben diyorum ki işin orospusu olma şerefsinizle) maç yönetiyorsunuz... Ve sonra unutulup gidiyorsunuz. Yediğiniz onca küfür, onca iftirada yanınıza kâr kalıyor
Hımm demek ki;
Türkiye'nin en lanet, en nankör mesleği bu hakemlik.
Üstelik siz şerefinizle böyle boktan bir iş hayatı yaşarken.
Atıyorum Cüneyt Çakır adında bir adam çıkıyor. Atıyorum kısa boylu ve 0 karizması var.
Atıyorum bir Fenerbahçe - Rize maçı yönetiyor ki millet elle gol atıyor golü veriyor falan.
Buna rağmen herkes uzun süreli cezalar alırken hatta bazılarının hakemliği biterken buna birşey olmuyor.
Sonra bir derbi yönetiyor aman aman. Kimi bulursa oyundan atıyor.
Egosunu tatmin etmek için herşeyi yapıyor.
Hele bir Galatasaray maçında atıyorum Delgado isimli bir oyuncuya hiç anlayıp dinlemeden öyle aptalca bir kırmızı kart çıkarıyor ki Galatasaraylı halimle ben çıldırıyorum.
Sonra tüm bunlara rağmen bu adam ceza almıyor. Bu adam genç yaşta fifa oluyor!
Yine atıyorum Selçuk Dereli diye bir adam var olsun.
Kendi 70 kilo, onun dışında sadece göbeği kemiksiz 30 kilo olsun...
Korkak bir adam olsun. Korktuğunu kendisine itiraf edemediği için sık sık dağılan bir adam olsun. Bir hatalı karar verirse kendisini bir daha toparlayamasın aptalca kartlar çıkarsın.
Ve bu adam her türlü kötü maç yönetmesine rağmen yine bu ülkenin ikinci büyük hakemi olsun.
Fırat Aydınus'ta bir diğer taraftan piç olsun.
Neden?
Çünkü o cesur, samimi, tarafsız.
Çünkü onda hakem karakteri var.
O örnek verdiğim insanlarda ise çakal karakteri var.
(Ha bu arada örneğin gerçek kişi ve şahıslarla bir ilgisi yoktur, tamamen hayal ürünüdür.)
Zeki, Çevik, Ahlaklı

Atatürk o kadar zor ve belirleyici üç temel unsur koymuş ki... Üçüne birden sahip olan sporcu bulmak neredeyse imkansız.
Yani Atatürk'ün sevebileceği sporcu çok özel bir sporcu olmalı.
Önce zeki diyor, fakat arkasına çevik diyor. Sporu zekasını ön plana çıkartarak yapanlara bakıyoruz...
Geneli çok ağır oyuncular oluyor.
Neden?
Çünkü zeka düşünmeyi gerektirir. Düşünmek insanı yavaşlatır.
Jason Kidd hızlı dripling halindeyken o asisti düşünemez mesela.
Yada Alex çok süratli bir oyuncu olsa o milimetrik pasları göremez.
Yani zeki oyun ve çevik oyun genelde birbirine ters orantılıdır.
Serhat Akın, Sabri, Martins, Eto'o falan ise çok çevik olmasına rağmen zeki olamayan oyuncular.
Bir de hadi ikisi de var diyelim. Adam Messi, Muhammed Ali Clay, Ronaldinho yada İverson, Kobe olsun.
Bu seferde diyor ki, ahlaklı olmalı.
Hımm.
Hem zeki, hem çevik... yani bir sporcuda var olması müthiş avantaj yaratacak iki özellik bu adamda... Ve bir de üzerine şöhretle baş etmeyi bilecek!
Ünlü olmayı kaldırabilecek. Şımarmayacak, sapmayacak, disiplinli olacak!
Aman allahım ne zor iş.
Muhammed Ali gitti mesela. Şöhret onu olumsuz etkilemiş en yakın arkadaşı Malcolm'u ölüme terk etmişti.
Ronaldinho'da gitti. Gücünü koruyamadı, şöhretin esiri oldu.
Kim kaldı? Messi, Kobe falan.
Ben Türkiye'ye bakmak istiyorum ama...
Atatürk'ün bir filazof gibi söylediği kriterler baz alındığında kaç tane onun sevdiği sporcu çıkar bu ülkeden?
Sadece bir tek sporu yakından takip ettiğim için yalnızca futbola bakabiliyorum bu ülke nazarında...
Evet, birlikte bakalım.
Zeki futbolcularımıza...
Sergen, Tanju, Tugay, Arda, Aykut falan filan
Çeviklere bakalım
Rıdvan, Bülent Korkmaz, Rıza Çalımbay, Rüştü vs.
Hem Zeki hem Çeviklere bakalım.
Tanju belki biraz Rıdvan... Başka var mı? Çıkaramıyorum.
Ahlaki durumları ne bu oyuncuların?
İkiside karısını bırakmış parayı bulunca. Ve futbol ömürleri çok kısa sürmüş.
Ha Rıdvan Dilmen başkasını sevmiş falan ama şöhretlede baş edememiş, sakatlıklarda cabası olmuş.
Bakın yok.
Demek ki Atatürk yaşasa o da izlemeyecekti Türk futbolunu!
Yada belki yabancıları sayesinde izlerdi bu ülke futbolunu.
Neyse bakalım
Hem çevik hem zeki kaç yabancı vardı bu ligde.
Lincoln, Hagi, Ribery, Taffarel, Anelka falan.
Alex diyemeyiz malesef kendisi çok zeki olsa bile, Alex ilk 10 metreyi koşana kadar bu üstteki oyuncular 20 metreye erişirlerdi.
Biz hep Hagi'yi ağır olarak nitelendiririz ama Hagi'nin belki en önemli yeteneklerinden biri vardı ki belki uzun mesafede ağır ama kısa mesafede inanılmaz çabuk hızlanabilen bir adamdı.
O sayede bu kadar kolay adam geçebiliyordu. Alex'in Hagi kadar kolay adam geçebildiğini söyleyebilir miyiz mesela?
Hagi'nin Carlos'a attığı çalıma bakın yada Parlour'a.
Birden fırlamıştır yanlarından.
Keza Lincoln yine çevik bir oyuncu olduğu için çok ince işler yapabiliyordu, çok güçsüzdü vs ama çok çevikti.
Peki karakter olarak bu üçlemeyi yapabilecek oyuncular kimdi son 20 yılda?
Hagi ve Taffarel.
Başka yok.
Hagi'nin saha içinde agressif bir oyuncu olmasını onun ahlakına bağlayanlar halt ederler.
Hagi aldığı bütün paranın hakkını verirken, Hagi Emre Belezoğlu'nun kramponlarını bile bağlarken, Hagi çalışmazsanız hiç birşey olmaz derken, Hagi zamanı geldiğinde yüzsüzlük yapmadan, vefasızlık diye ağlamadan bırakırken bu ülkeye sürekli bir ahlak dersi vermiştir.
Son 20 yılda bu ülkede bu 'zeki, çevik, ahlaklı' üçlemesini yapabilecek kaç futbolcu bulabilirsiniz?
Yorumlara bekliyorum.
Lincoln'ün çevikliği ile ilgili aşağıda ki videoda
32. saniye ve özellikle 2.25 - 2.30 arası inanılmazdır.
Bunu Alex'ten beklemek terbiyesizlik olur. Alex, Lincoln'den daha yararlı ve iyi futbolcudur ve daha zeki bir oyuncudur, mükemmel bir spor ahlakına sahiptir lafım yok.
Fakat Lincoln, Alex'ten daha komple bir futbolcudur. Lincoln tamamını verebilse ki Almanya da sadece bir sezon vermiştir ve Almanya'da yılın oyuncusu olmuştur. Alex'in verebileceğinden çok daha fazlasını verebilir.
Ama istikrar, spor ahlakı vs. İşte bazen oyunculuk yeteneklerinden önemlidir.
Alex, Almanya Liginde yada Avrupa'da 4 büyük ligde... %100'ünü de verse ligin en değerli oyuncusu olamaz. Ama Lincoln %100'ünü verebilirse, çok komple bir oyuncu olduğu için böyle Alman liginin en değerli oyuncusu olabilir.
Şu alttaki video da ise neredeyse hemen her pozisyonda Hagi'nin inanılmaz çevikliğini çok çabuk hızlanabildiğini vs görebilirsiniz. Ve şu varki Hagi'nin 36 yaşındaki hali, Alex'in 26 yaşındaki halinden bile çok daha çevikti.
Neyse Acurlar Alex'i beğensin efendim... Atatürk olsa Hagi'yi beğenirdi ben buna eminim.
Cehalet
Yıllar yılı Anadolu takımı taraftarları dediler ki; kimse bizi önemsemiyor, kimse bizi yorumlamıyor, Türk futbolu 4 büyüklerin ekseni etrafında dolanıyor.
Bizde dedik ki, bu blogta bütün takımlara eşit uzaklıkta ilgi duyacağız, bir maç yazısı yazarken maça iki tarafında gözünden bakmaya çalışacağız ve incelemeler yazarken 18 takımı işin içine katacağız.
Bildiğimiz kadar, gördüğümüz kadar, yorumlayabildiğimiz kadar yorumlayacağız.
Şimdi bazı beyinsizler ordusu gelip hakaret edip sürekli diyor ki, Sen atıyorum Sivassporumuzun maçını izledin mi? Hayır ben Sivas'ta değilim bütün maçları nasıl izleyebilirim. Yayıncı kuruluş verdikçe izliyorum.
Sen Kayserispor'un bir tane idmanını izledin mi?
Özetten maç izleyip yorum yapıyorsun.
Diyorlar. Bende diyorum ki; Ulan dünyada bir tane yorumcu var mı idmanları da izleyip yorum yapsın?
Değil Türkiye'de Meleke, Demirkol falan değil. Dünyada bir yazar var mı idmanlara kadar takımları takip edip yorum yapan?
Bu beyni olmayan yaratıklar, benim olası olumsuz eleştirilerimi işte böyle bertaraf etmek istiyorlar.
Girip adsız yorum yapıp hakaret ediyorlar.
Çünkü nankörler, çünkü cahiller.
Bu adamların takımını, maçını yorumlamadığın zaman oturur ağlarlar kız gibi.
Yorumladığın zaman ise, iyi de söylesen kötü de söylesen aşağılarlar, küçük görürler seni.
Mesela atıyorum desem ki Antalyaspor yönetimi Mehmet Özdilek'e pek yardımcı olamıyor, Mehmet Özdilek klubu imkansızlıklar içinde yönetiyor. Diyorlar ki sen ne bilirsin ulan takım reklam veremiyor falan. Hani olumlu olumsuz hiç fark etmez sürekli bir çok bilmişlik...
O yüzden Zeki Çol herkese iyi yaklaşıyor, o yüzden adam kolay kolay olumsuz eleştiri getiremiyor. Olumsuz eleştiri kaldıracak seviyede, kültürde, kalitede yaratıklar değil ki bunlar.
Bu adamlar böyle cahil, ne istediğini bilmeyen adamlar. Ben hiç değilse Anadolu kluplerimize değer veriyorum, onları bildiğim kadarıyla yorumluyorum. O hıyar buna saygı duyacağına beni yıldırmak istiyor. Beni yıldırsın, benim gibi çıkan, Xspor'la ilgilenen nadir insanları yıldırsın ki, X spor muhalefetsiz kalsın, yorumsuz kalsın, eleştirisiz kalsın başarısız olsun.
Vizyonsuz olsun.
Kötü eleştiriye katlanamayan beyinler, gelişmemeye mahkumdur.
Ben herkesi dinlerim anlamaya çalışırım ama gelip bana çakal diyen, hakaret eden hemde beni hiç tanımayan şerefsizleri anlayamam.
Bazen düşünüyorum ne bok yemeye yazıyorum bu blogu diye yada yazdığım o incelemeleri...
Her biri 2 saatten 18 takım... Eder 36 saat.
Girsinler benim inceleme yazılarıma baksınlar. İdman izlemeyen maç izlemeyen benim, idman izleyen maç izleyen onlar, bakalım benim bildiğim kadar biliyorlar mı?
Girsinler okusunlar.
Bu blog denen işte iyiden iyiye zıvanadan çıktı. Bir güzel yazı yazıyorsun/yazıyorum... Sırf kendimi tatmin etmek için. Güzel birşey yazarsam önce kendi hoşuma gidiyor.
Önce yapabildiğimden ben zevk alıyorum.
Amaç bu.
Kendimi eğlendirmek.
Fakat okuyan çoğalıyor tamam güzel...
Bu seferde hakaret eden çoğalıyor.
Bakın bu ülkede...
Bu ülkenin önemli insanlarında.
İlk tanınma devresinde hep şu var.
Aklınıza gelene herhangi bir isme bakın...
Atıyorum Aceto Balsamico olsun bu adam.
Ekşi'de şey yazılır mesela. İlk 3-4 sayfa yeni tanındığında tanrı ilan edilir Aceto...
Sonra 5-6-7. sayfalar yorumlar dengelenir.
Ve son sayfalar hep şeydir. Aceto Galatasaraylı, Aceto Fener düşmanlığı yapıyor falan.
Aceto'nun 4 sene yazdığı zilyon tane yazı unutulur, hep insanlar hoşlarına gitmeyenleri konuşur.
Çünkü neden? Biz emeğe saygısızız, biz nankörüz.
Şimdide adama mafyacılık oynuyor diyorlar.
Neyse...
Aceto örnektir sadece.
Farketmez kim olduğu. Nihat Genç yazın mesela alttaki videodaki ağabey...
Başta sayfalarca övgü, sonra sayfalarca öküz altında aranan boğalar.
Bu ülke ve bu cehaletin kanunu böyle.
Sonra da hep derler ki şımardı. Mesela Arda için.
Hayır o şımarmadı.
O seni şımarttı.
Sen onun çok iyi performanslarına, sen Aceto'nun çok iyi yazılarına alıştın.
Sonra haftada bir kötü yazarsa, ayda bir kötü oynarsa diyor ki şımardı.
Hayır pezevenk sen şımardın. Sen hep istiyorsun ki mükemmel olsun.
Mükemmeliyeti istemek kadar büyük şımarıklık, arsızlık var mı?
Biz Hile Yaptık Abi!

Günün birinde Atatürk...
Kastamonu'da yaveriyle birlikte gezerken, tarlasını kazan genç bir çiftçi görüyor.
Gidiyorlar çiftçinin yanına, bir iki hal hatır soruyor Atatürk ve görüyor ki çiftçi kendisini tanımıyor...
Kendisini tanımadığı için rahatça güreşecek bir adam bulduğuna seviniyor kurtarıcı...
Buradan aldığı cesaret ve samimiyetle diyor ki, evlat güreş yapar mısın benimle?
Genç çiftçi tabi ağabey diyor... Başlıyorlar şöyle neşeli bir güreşe.
Ama çiftçi genç ve güçlü Atatürk'ü yenecek gibi... Bunu gören yaver dayanamıyor Atatürk'ün yenilebileceğine ve gidiyor çocuğun arkasından ona bir çelme atıyor.
Atatürk yaverine çok kızıyor ve uzaklaştırıyor onu oradan.
Sonra güreşe de devam ediyorlar.
Bu sırada genç çiftçinin de gömleği yırtılıyor.
Neyse vedalaşıp ayrılıyorlar, ertesi gün Atatürk yaveriyle bu gence para gönderiyor. Diyor ki utanmasın kabul etsin, biz kendisiyle şımaracağız, eğleneceğiz diye yok yere gömleğini yırttık, bu parayı kabul etsin.
Yaver gider çiftçiye aynen söyler bunları.
Fakat çiftçi inat! Asla kabul etmez.
Yok der biz o amca ile güreş yaptık, güreşte olur böyle şöyler.
Asla almam der.
Ama izin verirsen bir soru soracağım der yavere.
'O amca kimdi? der ısrarla!'
Yaver önce Atatürk için hiiiç tüccar der...
Genç hayır der. Hayır. O bir tüccar değil.
İnanmaz ısrarla.
Sonra yaver değiştirir lafını.
Yahu der buralarda oturan bir çiftlik sahibi işte...
Yok der genç yok. İnanmaz.
"O bir tüccar değil, o bir çiftlik sahibi değil" der
"O benimle bir tüccar gibi güreşmedi, o benimle bir çiftlik sahibi gibi güreşmedi"
"O benimle erkek gibi güreşti"
"Hile yapmadı, çelme taktırtmadı" Erkek gibi güreşti. O farklı bir adam. Söyle abi o adam kimdi? der...
Hikaye'yi ağlayarak anlatan güzel bir insandan dinlemek isteyenler için bir video
Ve bende sorarım şimdi. Peki biz neden hile yaptık? Bu hileyi pis ve kalıcı bir leke gibi hangi hain benim üzerime sürer. Çıksın söylesin. Bir Galatasaraylıyı kim bu kadar utandırır.
Kim hile yapar. Kimdir bu kalleş?