26 Eylül 2012 Çarşamba

Stadyum


14 müydü? 15 miydi?... O yaşlardaydım.

Yaşadığım ilçenin takımındaydım, yaşım küçük olmasına rağmen A takımla idmana çıkan 3-4 yaşı küçük çocuktan biriydim. Hani şu Galatasaray ile yaz kampına katılan, saçları takımın abileri tarafından sıfıra vurulan çocuklar var ya, onlar gibi. Tam olarak onlar gibi, çünkü onların hayalgücü Galatasaray ise benimki de 150 bin kişilik nufusu olan ilçenin takımıydı. O yaşlarda o üçüncü lig takımının as oyuncuları benim için Hakan Şükür Hagi gibiydi işte. 

3 bin kişilik stadı vardı bizim takımın. Bana devasa görünüyordu o yaşlarda, idman öncesi tribüne çıkıp otururken kendimi küçücük hissediyordum, o çimlerde oynayabilmek ise çok büyük hayaldi zira hayal gücüm küçüktü sanırım çocukken, tek sorun takımın yaşça en küçüğü olmak değildi. O çimlere de çıka çıka 19 Mayıs'a 23 Nisan'a falan gösteriye çıktım zaten ortaokulda, lisede... Devamı futbolda gelmedi... 

Şimdi hesap yaptım, anlattığım ana hikayede 15 yaşındaymışım... Bir gün akşam idmanına 2 saat var. Saat 16 falan ama kavurucu sıcak, Ağustos ayında falanız... Elimde kütüphaneden aldığım Victor Hügo'nun Sefiller kitabı var. Orjinali, kaç yüz sayfalık hatırlamıyorum. Aslında o yaşlarda beni kitap okumaya yönlendirecek bir Allahın kulu yoktu etrafımda ben Sefiller'i nereden duymuştum, kim önermişti de gidip kütüphaneye üye olup almıştım hiç hatırlamıyorum. Siyah kalın kaplı bir kitaptı bazı sayfaları dökülüyordu. Tuhaf şimdi anımsıyorum da annem lisede beni kitap okurken görünce ne yaptığımı sorardı, "kitap okuyorum" derdim. Ders kitabı mı? derdi. Hayır. derdim. Kızardı ama hiç de korkmazdım annemden yalan söyleme gereği bile duymazdım. Benim 'normal kitap' okumamı gereksiz buluyordu. Kitap okuyacağına, ders çalış diyordu. Kızıyordum, ona normal kitabın ders kitabından değerli olduğunu söylüyordum. Beni çok bilmişlikle suçluyordu. Belki kendince haklıydı. Karnede Matematik = 0 yazıyordu. 1 bile değil. Kitap okumak şu karneyi görünce karın doyurmuyordu :) 

Halbuki Matematik okumak ilgimi çekmiyordu. Bence gerekli olan 'normal kitap' okumaktı... Hayatımda Matematikle ilgili hiçbir şey yapmayacağımı o gün biliyordum. Bugün de biliyorum. 

Neyse hikayeye dönelim. İdman saat 18'deydi. Ben 16'da elimde koca, siyah kaplı Sefiller ile kütüphaneden çıktım. Eve gitmek mantıksızdı, uzaktı, stada gittim. Bomboştu, koca stat... Çocukken 3 bin kişilik stada tıklım tıklım girdiğimizi hatırlıyorum. Hatta birgün 8-10 yaşlarındayken ligin son maçı küme düşme maçıydı. Beraberlikte bile küme düşüyorduk. İçerde kazanmak zorundaydık. 90+'larda 8 numara ceza sahası dışından vurmuştu, gol oldu 1-0. Ligte kaldık, kaç sıra aşağı düştüm hatırlamıyorum, ezilme tehlikesi geçirmiştim, ayakkabımı aradım sonra bir saat :)

Neyse elimde Sefiller stattayım tribünün en üstüne çıktım, yakıcı güneş var, çimleri parlatıyor... Yine aynı, kendimi çok küçük hissediyorum. 

Biraz okumaya başladım. Kitabın başında Jean Valjean'a yol gösteren Peder'i tanıtıyordu sanırım Victor Hügo, etkilendiğimi hatırlıyorum... 16: 30 gibi stada as takımın kalecisi geldi. Beni görünce tribünün en üstüne çıktı yanıma oturdu. Ben biraz utandım, o değil de takımın stoperlerinden biri gelse statta kitap okuduğum için bütün yaz dalga geçecekti, lakap takacaktı... Biz buraya idmana geliyoruz, adam kitap okuyor diyecekti...

Halbuki herkes günde tek idman yaparken ben çift idman yapıyordum. Fiziksel olarak çok güçsüzdüm çünkü, her idmanda eziliyordum, santrfordum ama ayağımda top tutamıyordum. Yaşları ve fizikleri çok üstün stoperler beni ezip geçiyordu. Hoca da bazen oyunu durdurup onlara küfür ediyordu. Tekniğim iyiydi sanırım, biraz da kurnazdım, son vuruşlarım iyiydi, sırf bu kurnazlıklar stoperleri daha da sinirlendirir, bana inadına daha sert oynarlardı, boyum erken uzamıştı 1.80 falandım ama 56 kiloydum daha uzayacağımı düşünüyorlardı ama olmadı. Futbolu bıraktıktan sonra genişledim sadece şu ara 86'ya yakınım :) Hava toplarına çok çalışıyordum, iyi kafa vuruyordum ama yarma stoperlerle her kafaya çıkışımızda yeri öpüyordum. Duvar olmaya çalışsam baldıra tekmeyi yiyordum vs. 

Onlar benim iyiliğim için böyle sert oynadıklarını düşünüyorlardı belki... Yada zaten herkese böyle sert oynuyorlardı beni de ayırmıyorlardı. Bizim Türk futbolunun sorunu :) "Stopersen ez, top yapmak senin işin değil" vs. Hepsi canavar gibi fizikli ama hiç biri teknik, mental gelişmiyor. 

Kaleciler öyle değil, kaleciliği seçmek için bile farklı bir kafa yapısına sahip olmanız lazım. Hayatım boyunca hep farklı olabilene ilgi duyduğum için en sevdiğim arkadaşlarım falan hep Alevi olmuştur, ne bileyim kaleci olmuştur acayip adamlardır yani, nadir olanlardır, farklı olanlardır. (Ben Sunni'ydim ve yaşadığım kırsal yerde Alevilere karşı ön yargı vardı)

Bu as takım kalecisi dalga geçmedi benimle, ne okuduğumu sordu, söyledim. Üstüne başka bir şey sormadı, bir süre geçti, 5-10 dakika hiç konuşmadık, ben de kitabı kapatmıştım okumuyordum... Sonra bana saygıyla baktı. "Neden futbolcu olacaksın ki?" dedi. Anlamadım. "Neden?" dedim ben de... 

"Çok daha iyi yapabileceğin şeyler vardır senin, futbolculuktan çok daha iyi..." dedi. Yine anlamadım ama bir şey söylemedim... 

Bugün anlıyorum. 

5-10 dakika sonra solbek geldi, sonra bir başkası, bir başkası... Yarım saat içinde neredeyse tüm takım toplandı... Tribünde makara yapıyorduk idman öncesi. Birisi (yedek ortasaha) "Ben hakem olacağım. Futbolculukta para mı var, veriyorlar mı paramızı?" falan diyordu. (Herhalde onun da hayal gücü düşüktü, 3. ligte yedek ortasaha olursan futbolculukta para yok gerçekten) Sonra hocalar geldi. Aşağı soyunma odasına indik. Takımın kalecisi yanıma oturdu. Takım içinde çok ciddi ağırlığı vardı, en iyilerdendi. Birden torpilli gibi olmuştum. İdman sonraları beni son vuruş çalıştırıyordu. Aslında eksiğim bu değildi, fiziksel olarak yetersizdim hep, yavaştım, hızlanamıyordum, yere sağlam basamıyordum, çabuk değildim vs. 

Bir aya kadar okul başladı. Babamla kapıştık, sağolsun sporun ve sporcunun düşmanıdır. Bir sonraki yaza kadar ne idmana ne de maça gidebildim takımla. Annemden hiç korkmazdım ama babama karşı da hiç sözüm geçmiyordu... 

16'ının yazında da sıkı idmanlar yaptım aynı takımla, hocalar kışın nerede olduğumu sordu, koca sezon ne yaptın vs. Açıklayamıyorsun. Bak bu sene de aynı olacaksa idmana hiç gelme boşuna vs. Bir kaleciye anlattım durumu o da "baban haklı" dedi sadece. "Sen neden futbolcu olacaksın ki?" 

Kendi yaş gurubumla oynadığımda çok ciddi fiziksel üstünlük kurmaya başlamıştım, yine günde çift idman yapıyordum bütün yaz ama as takımda yine bir şey değişmemişti. Yine eziliyordum fiziksel olarak. O yaz da aynı geçti. Eylül'e geldik babam yine okul dedi. Lise bitti 17 yaşıma geldim. Kaleci beni çarşıda gördü. Durdurdu... "Ne yapıyorsun" dedi. "Hiç" dedim. "Üniversite sınavları?" diye sordu. "Rezalet..." Okulu zorla bitirdim zaten... Nasıl olur diyordu... "Okulu nasıl zorla bitirirsin... Sen akıllı birisin." Akılla ne alakası var ki okulun? Ben saçıma jole sürdüğüm için kış ayında bana tualetlerde soğuk suyla saçımı yıkatmışlardı, badem bıyıklı okul müdürü ve yardımcısı... Akılla ne ilgisi var? Okula, derslere hiç aidiyet hissedememiştim.

"Ne yapacaksın?" dedi. "Açık öğretim okuyacağım" dedim. "Nerede" dedi. "Arkaşlarla Eskişehir'e gideceğim, ev tutacağız" dedim. "Kesinlikle git ama söylemeyeyim diyordum da sen futbolcu olamazsın, orada da hiç boşuna bulaşma" dedi. Ben de algılamıştım artık, doğruydu, olamazdım 17'e gelmiştim ve fiziksel olarak gelişmiyordum. Neden diye sormadım. Ben de ikna olmuştum zaten hızlanamıyordum, yavaştım, güçsüzdüm vs. 

İyi ki gitmişim hakikatten, yaptığım en doğru tercihlerden biri kırsaldan ayrılmaktı. İlk seneyi hiç ders çalışmadan geçtim. Ve sadece 1 soruyla. Tek bir soru yanlış yapsam kalıyordum. O kadar kıl payıydı 2 ders alttan kaldı. Biri matematik, diğerini hatırlamıyorum önemli değil zaten  

Sonra... Kız arkadaşım Çanakkale'yi kazandı, tek başıma oraya gittim, tanıdığım kimse yoktu Çanakkale'de. Hiç tanımadığım insanlarla eve çıktım, kızlı erkekli bir evdi, çok şey öğrendim sanırım. Oradan İstanbul'a geldim 2010'da. Çanakkale'de blog yazmaya başladım 2008'de vs vs çok şey var, çok anı, çok insan, çok ev arkadaşı, ki isimlerini bile unutuyorum bazılarının, ama kahvaltı sofrası için çay demlediğini hatırlıyorum ismini unuttuğum adamın. 

Çok şey var anlatılacak üniversite üstüne. O yüzden kimi görsem "Üniversite okuma, üniversiteye git" diyorum.

Sadece git.
Yani başka şehre git, başka ve farklı insanlarla tanış, kendi evinde yaşa, bulaşık yıka, yemek yap, ya da yapama, tencereyi yak... Başına bazı şeyler gelsin, anahtarı içeride unut, çilingir çağır gece 02'de... Gözlemle, gör insanlarla tanış vs. Ben ne lisede, ne üniversitede okulda hiç bir şey öğrenmedim. Tahtada, ders kitaplarında hiçbir şey öğrenmedim. 

Üniversitede ilk sene tek soruyla şans eseri geçince diğer yıllarda kastım. Lise 3. sınıfta Matematik sınavlarımı hatırlıyorum. 04 08 ve 04'tü toplasan bile 1 gelmiyordu karneye... 

Üniversite 1'de de Matematikten kaldım, 2. sınıfa alttan kaldı yani. Sonra oturdum 1-2 ay Matematik çalıştım, sıfırdan... 88 aldım. Kolaydı, hatta çok kolay. Ama hala ilgimi çekmemişti.. 

Üniversitede izlediğim filmlerden çok şey, 15 yıl boyunca okuduğum okuldan kat be kat çok daha fazla şey öğrendim. Benim büyük bir yatağım vardı. Enlemesine 5 ev arkadaşı üstüne otururduk patlamış mısır ve nescafeler... Ben Levent, Onur, Zerrin, Esra vs çok film izledik. Kız-erkek aynı odada kalan iki sevgili, ev arkadaşım vardı, onların kavgalarından çok şey öğrendim. Güzel sanatlar okuyan kıvırcık saçlı 50 kiloluk bir ev arkadaşım vardı, onun yağlı boya yaptığı odasına girer, zorla yerinden kaldırır sahile götürürdüm, iki bira içerdik, bunlardan da çok şey öğrendim. 

Bir gün Eskişehir'deyken bütünleme sınavlarından 1 hafta önce eve gittim, yalnız başıma ders çalışmak istiyorum. Bizim ev arkadaşları memleketteydi 1 hafta sonra sınavlara gelecekti sadece... Normalde evde yalnız olacaktım. Hiç haberim yok bizim çocuklardan biri anahtarını bir arkadaşına vermiş. Eve bavullarla girdim, salonun kapısını bir açtım, yerde çıplak bir kız bir de erkek uyuyor. Lan benim evim! Hırsız gibiyim. Uyandırsan bir dert, uyandırmasan bir dert, kapıyı çekip kendi odama gidecekken uyandılar. Göz göze geldik, bir şey söylemedim, çocuk kekeledi falan. 

O gün kızın utanmamış olmasından çok şey öğrendim. Onu yargılamıştım...

Bir ay sonra kızın intihar ettiğini öğrendiğimde, öğrendiğimi düşündüğüm bir çok şeyin yanlış olduğunu da öğrendim. (Kızın anne babası yeni boşanmış, çocuğa deli gibi aşıkmış, çocuk bunu kullanıp atmak istemiş. Kız da gururuna yedirememiş)

O kadar çok şey var ki anlatılacak, bir çoğunu unuttum. 

--------------------------------------------------------------------------------------------------

Neyse geçen gün Fenerbahçe - Trabzonspor basın tribünündeydim. Yine en üste oturdum, o gün işlerim erken bitti, elimde başka bir kitapla saat 19:20'de stattaydım, maça çok vardı kitabı kurcalıyordum. 

Yanıma bayağı yaşlıca bir gazeteci ağabey geldi, tanımıyorum, gözlüğünü çıkardı, ne okuyorsun dedi... 
Gülümsedim. 

Kaleci aklıma geldi seneler sonra. Şimdi yolda görsem, yüzüne baksam tanıyabilir miyim? Bilmem. O beni tanıyamaz herhalde, nerededir ne yapıyordur 8 senedir görmedim. 

Sonra 3 bin değil 50 bin kişilik statta olduğumu fark ettim ve kendimi küçük hissetmiyordum. Belki o gün kaleci bunu demek istemişti. "Neden futbolcu olacaksın ki?" 

6 yorum:

Mayor dedi ki...

Ulkemizin sefil futbolculara degil Sefiller okumus futbolculara da ihtiyaci var. Cok calisip futbolcu olsaydin simdi yurtdisinda ulkemizi gururla temsil ediyor olacaktin belki. Ender kombinasyonlardan birisi gerceklesmis olabilecekti. Hayat seni hangi yola atiyor olursa olsun ogrenmek isteyen zaten surekli dersler var, ister yesil sahada ister diskoda, ister universite hayatinda.

KCKF dedi ki...

Eline sağlık, okumak keyifliydi. :)

Adsız dedi ki...

Sinancığım bence annen haklı. Ders kitabını okumak, normal kitap okumaktan daha önemli. Ders kitabını okursun, sınıfını geçersin, okulunu bitirirsin, sonra bir işe girersin. Para kazanırsın. Kendi ayakların üzerinde durmaya başlarsın. Aksi taktirde kimse seni adam yerine koymaz. Acı ama hayatın realitesi böyle. Tüm bunlar olurken, boş zamanlarında normal kitap da okuyabilirsin. Anneni küçümseme sakın, o senin iyiliğini istemiş.

Adsız dedi ki...

Hani okurken bitmesin diye yavaş okursun bazı yazıları..Tebrikler..

extensor dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Hatice Ercan dedi ki...

okuması keyifli ve geçişleriniz çok anlamlı...