
Eskiden bu saatlerde (01:30 falan saat şuan) Spor salonundan eve gelmiş, bir kahve yapmış ve klavyeyi önüme almış olurdum.
Çoğu zaman oturmadan önce aklımda ne yazacağımla ilgili bir şey olmazdı, kahve ve klavye ve tabi genel huzur hali, biraz da yazmaya karşı olan yetenek sonucunda kendimin de keyif aldığı uzuuun yazılar yazardım.
Saat 03-04'e kadar sürerdi. Sonra gider mutfağa mısır patlatırdım, bir film takardım sabah 06'ya kadar o da sürerdi ve yatardım.
Öğlen 14-15 gibi kalkar, ders vs takılır, Akşam 21 gibi spor salonuna giderdim. 22'de salon kapanır kimse kalmazdı. Biz de kimsenin olmadığı saatlerde 3-4 salonun demirbaşı takılırdık, ben hariç diğer 3 kişinin toplam kilosu 350 civarıydı. Kapıdan zor geçen adamlardı ama çok da kral adamlardı. Yaşları da 30 küsur falandı.
Biraz vücut geliştirme yapanlar bilir günde iki bölge çalışıyorsan bölgeden bölgeye geçerken 15-20 dakika ara vermelisin en az. İlk büyük bölgeyi bitirip 22 gibi salonu kapatırdık, birer kahve içer yarım saat sonra ikinci küçük bölgeyi girerdik yarım saatte o tutsa 23 olurdu.
Sporun üzerine geçerdik antrenör odasına, yemek ve tatlı söylerdik ve bir çerezlik film takardık. Film bitişi 01 falan eve gelmem 01:30
01:30 gibi kahveyi alır masaya koyar ve sadece yazardım... Zihnim nereye giderse.
Şimdi tam 16 ay sonra... Sporu bırakmamdan 16 ay geçti, kahve yapıp, sadece yazmamdan 16 ay geçti.
Bir televizyon programına haftada bir devamlı konuk olarak çağırılmamım üzerinden 16 ay geçti.
O tekliften beridir, hiç kahvemi alıp sadece yazmadığımı hatırlayamadım.
Bu yazıya da başlamadan önce pizza söylemiştim, yazının ilk bir kaç cümlesinden sonra pizza için ara verdim yedim, şimdi önümde bir bardak kola var ve yazının devamını getiriyorum.
16 aydır işkolik bir adam oldum. Birileri bana güvenip iş veriyor, ben layıkıyla yerine getiriyorum, sonra memnun kalıp başka bir iş veriyorlar, onu da üstleniyorum. Sorumluluk alıyorum ve kendimden vermeye devam ediyorum.
Bu pizzalar sonucu koca götlü göbekli bir adam olmak üzereyim. İlk televizyon programına çıktığımda çok iyi bir vücudum vardı 16 ay önce... Şimdi yaklaşık 16 kilo fazlam var o güne göre.
Neyse hayat insanı başka bir adam haline getirebiliyor. Üniversitede söylediğim, kendime yetecek kadar maaşım olsun bir de deniz gören evim olsun lafı büyük yalanmış. Belki o gün için doğruydu, kendini tanımıyordum belki bilmiyorum, belki bu gün de değişmektir bunun adı onu da bilmiyorum.
Friends diye bir dizi var belki izlemişsinizdir. Başrollerinden biri çok sempatik keyif kadını olan ve masör olan Phoebe... Bölümün birinde bir şirketten aldığı iş teklifini seneler önce kabul etmiş olsa neler olurdu gibi bir şey var. Alternatif hayat senaryosu yani.
Üzerinde bol elbiseler ve bir sürü takıları yok, takım elbise ve etek var. Elinde sigara, herkese bağırıp çağırıyor. İşi batırıyor kalp krizi geçiriyor falan... Süper bir bölümdü.
Esasında demek istediğim tek cümle, mutluluk çoğu zaman sandığınız yerde olmuyor, demek istediğim bu.
Mutluluk sizi evirip çeviren size şekil değiştirten bir şey de olmamalı.
16 ay önce ben hiç kimse iken, hiç parası olmayan babasından harçlık alan yeni üniversiteyi bitirmiş bir adamken, hem de o aile baskısına rağmen, mutlu olabilen bir adamdım. Kendine kahve yapabilen bir adamdım!
Kendine kahve yapmak, mısır patlatmak, kafanda bunu işten çıkarmam lazım, şunu işe almam lazım vs düşüncesi varken imkanı olan bir şey değil.
Çulsuzken yaptığım spordan aldığım huzur, şimdiki başarılarımdan mevkii ya da maaş artışlarımdan vs aldığım mastrbasyondan çok daha iyiydi.
Mastrbasyon kısa sürer çünkü.
2 gün sonra yine üzerinde sorumluluklar yine kendine kahve yapamayan bir adam olursun.
Şimdi film izleyeceğim, eskiden de izlerdim, eskiden olsa üzerine düşünürdüm şimdi yatıp uyuyacağım ve beni etkilemeyecek, eskiden olsa üzerine yazılan yazıları yorumları okurdum şimdi okumayacağım.
Aslında zamanım yok diyerek hayatımdaki zamandan çalıyorum ve fakat yine de bildiğime inanmaya gücüm yok.
(Not: Bir arkadaşım bir kaç gün önce ziyarete geldi, gece bu saatlerde (02) kelle paça içmeye gittik. Sen eskiden kahvemi masaya koydum diye başlayan yazılar yazardın vs dedi... Onun sandığından çok daha fazla önemsemişim bu söylediğini, bana bu yazıyı yazdıran da söylediği bu cümledir... Ama kahveyle yazmadım, yazsam haksızlık olurdu. Zaten yazdıklarımı da beğenmedim, 2-3 kez silsem mi silmesem mi diye düşündüm hala düşünüyorum, okuyanların çoğu beni yanlış anlayacak, içlerinden biri gelip küfürlü bir mail atacak vs... Bilmiyorum içten yazmanın da her zaman iyi geri dönüşleri olmadı benim için neyse... İyi geceler)
7 Yorum yapılmış:
Çok içten bir yazı olmuş Sinan. Bu yazıya küfür edecek olanın ...
Sen yine arada kahveni yap ve klavye basına geç.
Çok enteresan adamsın..Lakin kapasitene göre hedeflerin küçükmüş, bunu başta anlamamışsın anladıktan sonra da uçurumdan düşmüşsün..
Severim böyle yazıları..
yazmaya devam takipteyiz kocero sinanim .
Blogunu gördüğüm ilk günden bu yana hep takip ediyorum. yazıların içten ,inandığını yazan birisisin. Bir doğallığın var. Futboldanda anlayan birisisin kesinlikle. Blog dünyasında birkaç kişinin şu maç için ne düşünüyorlar acaba diye fikirlerini merak ederim bunlardan biriside sensin. bazen yanılmışda olabilirsin doğaldır bu ne olursa olsun senin bir birikkiimn var ve senin fikirlerini hep merak ediyorum.
Son zamanlarda yazılarından anladığım kadarıyla etrafından çok etkileniyor gibi bir halin var. Eğer Onları dinlersen sende diğer kişilerden bir farkın kalmaz. özgünlüğünü kaybedersin. Her eleştiri %100 haklı değildir. Bazı eleştirilere kulak vermek lazım. her eleştiride doğru olacak diye birşey yok. Bende Blog işini yapmak isterdim ama yazma becerim yok. Bu yeteneği geliştiremedim içselleştiremedim kendimde.
seni eleştirenler olduğu kadar senin yazdıklarını merak edenlerde var.
Herkese teşekkürler, eyvallah
kendin için bir özeleştiri yazısı olmuş,insanlar rasyonel yaratıklardır hiçbir zaman tam anlamıyla doygunluk seviyesine ya da mutluluğa tam anlamıyla ulaşamazlar..
insanlar rasyonel yaratıklardır hiçbir zaman tam anlamıyla doygunluk seviyesine ya da mutluluğa tam anlamıyla ulaşamazlar...
Bu söz sana mı ait, mükemmel...
Yorum Gönder